Hümanist Büro çocukla ilgili haberleri yorumluyor...


27 Mayıs 2013

İşçi çocuk ihmalden öldü!

Adana'da 13 yaşındaki ilköğretim öğrencisi okul harçlığını çıkarmak ve ailesine katkıda bulunmak için çalıştığı plastik fabrikasında kafasının pres makinesinde sıkışması sonucu hayatını kaybetti. 


Adana'da okul harçlığını çıkarmak ve ailesine katkıda bulunmak için çalıştığı plastik fabrikasında kafasının pres makinesinde sıkışması sonucu hayatını kaybeden 13 yaşındaki ilköğretim öğrencisi Ahmet Yıldız'ın babası Mustafa, daha önce şikayetçi olduğu işyeri sahibinden 'kader' diyerek şikayetinden vazgeçmiş. Kick Boks Dünya 2'cisi olan sanık Ali Koç (30) ise, “Şampiyonaya hazırlanmam gerekiyor” diyerek tahliyesini istemiş. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da bakanlığın avukatıyla davaya müdahil olmuş.
 
İlköğretim 7. sınıf öğrencisi, babasının iflası üzerine aile geçimine katkıda bulunmak için çalışmak zorunda kalıyor. Bir fabrikada çay-kahve servisinde çalıştığı söyleniyor. Olay günü bozulan bir makine içinde kalan ürünü almaya çalışırken başı prese sıkışıyor ve hayatını kaybediyor. İşyeri sahibi hakkında dava açılıyor ve bu davaya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da müdahil oluyor.
 
Bu olayda, fabrika patronu hakkında açılan dava taksirle ölüme sebebiyet verme suçlaması ile açılmış olmalı. Çocuk koruma açısından sorunu sadece bir işyeri yöneticisinin ihmalinden ibaret görebilir miyiz? Çocuğun böyle bir işyerinde çalıştırıldığını fark etmeyen öğretmen ve iş müfettişinin de dikkatimizi çekmesi gerekmiyor mu? 
 
Daha da önemlisi bunu fark eden öğretmen ne yapabilir sorusuna ne yanıt verebiliriz? Örneğin Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğünü arayabilir mi? Ararsa, ne tür bir hizmet verilir? Eğer aranabiliyorsa, aranmış mı? Aranmamış ise, acaba neden?
 
Bakanlık şunu araştırıyor mu: Her öğretmen öğrencisi çalışmaya yönlendirildiğinde durumu Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne bildirebileceğini ve onun konuya kalıcı, çocuğun ve ailenin yararını korumaya elverişli bir çözüm bulabileceğini biliyor mu? Bilmiyor ise burada bir hizmet kusuru yok mu?
 
Bu olayın tek sorumlusu patron olursa, çocuk koruma sistemindeki eksikliklerden kaynaklanan zararı görmezden gelirsek, bir sonraki iş kazası mağduru çocuk için gene çok geç kalmış olacağız.
 

18 Mayıs 2013

Ev hanımına çocuk teşviki!

Ev hanımları gibi çalışmayan kadınlara yönelik destek modelleri de devreye giriyor, ev hanımlarına çocuk teşviki geliyor...
 

 
Hükümet nüfusun yaşlanması sebebiyle çok çocuk sahibi olmayı destekleyen bir politika izliyor. Son günlerde de bu kapsamda çocuk teşviklerini arttırmaya yönelik politikalar tartışılmaya başlandı.
 
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, çocuk teşviklerinde her konunun tartışıldığını; bu kapsamda nakit yardımların çalışma hayatına ve eğitime etkilerinin araştırıldığını ve farklı ülke politikalarının incelendiğini belirtmiş. Yapılması planlananların sadece maddi teşviklerle sınırlı olmadığı; esnek çalışma saatleri, yarı zamanlı çalışma olanakları gibi başka teşvik edici düzenlemeler üzerinde de durulduğu belirtilmiş. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı ise, üçüncü çocuk için verilecek yardımın 5.000 TL olma ihtimaline ilişkin sorulara, konunun araştırıldığını söyleyerek yanıt vermiş.
 
Gerçekten tüm boyutların düşünüldüğünden emin olmak, her yetişkinin sorumluluğu. Bu nedenle düşünmek gerekir, beni ne teşvik ederdi diye? Çocuk doğduğu anda verilecek 5.000 TL teşvik edici mi? Doğum sonrası bakım giderlerini nasıl karşılayacağım diye kaygılanıp, sonrasında nasıl okula göndereceğim, nasıl sağlıklı bir yuva sağlayacağım, nasıl oyuncak, giysi, yiyecek alacağım diye kaygılanmayan var mıdır?
 
Her çocuk kendi rızkı ile doğar denip, dünyaya getirildikten sonra açlık çeken 12.500.000 çocuğu rızıksız bırakan kim?
 
12.500.000 çocuğun maruz kaldığı açlık sorununun çözümü bulunmadan; bütün çocuklar için kaliteli beden ve ruh sağlığı hizmetlerine, eğitime eşit erişim imkanı olmadan; kentler çocukların oyun, spor, kültürel ihtiyaçları dikkate alınarak planlanmadan teşviki kabul etmemek gerekir. Bunlar olmadan alınacak 5.000 TL ile ne ailenin ne de çocuğun ihtiyacı kalıcı olarak çözülebilecek. Sadece kendinizi düşünmeyin, 12.500.000 çocuğu ve onların ailelerini düşünün.

13 Mayıs 2013

Emine Erdoğan: Çocuk kalbi çabuk kırılır

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Muradiye Vakfı’nın Gönül Elçileri Projesi kapsamında Koruyucu Aile Tanıtım toplantısına katıldı.




Sayın Emine Erdoğan katıldığı koruyucu aile tanıtım toplantısında, çocuk esirgeme yurtlarında boşanmalar ya da ekonomik yetersizlikler nedeniyle bırakılan çok sayıda çocuk olduğunu belirtmiş ve bu çocukların aile yanında yetişmemelerinin çok önemli olduğunu belirtmiş.
 
Daha sonra söz alan Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Aşkın Asan'ın verdiği bilgiye göre, 2005 yılından bu yana 9 bin 118 çocuk ailesinin yanına döndürülmüş, 35 bin çocuğun da kurumlara gelmemesi için ailelerine yardım edilmiş. Ayrıca son dört ay içinde 2 bin 479 aile koruyucu aile olmak için başvurmuş.
 
Gerçekten de çocuğun aile yanında büyümesi özellikle psiko-sosyal gelişimi açısından vazgeçilmez önem taşıyor. Ama burada ailesi yanına döndürülen veya ailesi yanında kalan ya da koruyucu aileye verilen çocuk sayısı kadar kamuoyunu ilgilendiren bir başka konu daha olmalı: Ne kadar sorusu kadar önemli bir diğer soru da "nasıl". Nasıl döndürüldü? Örneğin nakdi yardım dışında psiko-sosyal destek veriliyor mu? Veriliyorsa kaç personel ile veriliyor bu hizmet? Bu hizmeti veren personelin uzmanlaşmasını sağlayacak ne tür programlar var? Bu çocukların aile uyumunu ve ailesi içinde güvenliğini izleyen bir mekanizma var mı? Uygulama sonuçları ile ilgili yürütülen bağımsız değerlendirmeler var mı? Bağımsız bir izleme mekanizması var mı? Bu hizmetten yararlanan çocuklar, hakları ile ilgili bilgilendiriliyor mu ve başvurabildikleri bir mekanizma var mı?
 
Bütün bunlarla ilgilenmek, hem Devletin hem de bütün toplumun sorumluluğu... Dolayısıyla sadece kaygılanmak veya şikayet etmekle olmaz; merak etmek ve araştırmak gerekiyor.    

6 Mayıs 2013

13 yaşındaki çocuk, pazaryerindeki tuvalette ölü bulundu.

Kütahya'da çakmak gazı kokladığı öne sürülen İlköğretim Okulu 7'nci sınıf öğrencisi 13 yaşındaki S.K., pazaryeri tuvaletinde ölü bulundu.




Kütahya'da belediyeye ait kapalı pazaryerinin altında bulunan tuvaletlerde sabah saat 07.00 sıralarında 13 yaşında bir çocuk ölü bulunuyor. Ölüm sebebinin çakmak gazı zehirlenmesi olduğu düşünülüyor.
 
Tiner, bali, çakmak gazı gibi bağımlılık yapıcı maddelerin çocuklar tarafından kullanılması, uzun zamandır çocukları tehdit eden risklerden biri. Yapılan araştırmalar, ölümcül olabileceği bilinen bu riskin tehdidi ile karşılaşan çocuk sayısının hiç de az olmadığını ortaya koyuyor.
 
Buna karşın, madde kullanım riskini önlemek ve madde bağımlısı çocukları tedavi etmeye yönelik çalışmalar ne yazık ki hala geliştirilebilmiş değil. Örneğin pek çok ilde danışmanlık veya tedavi etmeye yönelik uzmanlaşmış hizmet yok.
 
Önleme konusu çok daha geniş bir hizmetler ağının ürünü. Bu hizmetlerde ne durumdayız sorusunu yanıtlamak için şu sorunun yanıtı fikir verici olabilir: Bu çocuk ilköğretim çağında okulda olduğuna göre, okulda nasıl oldu da madde kullandığı fark edilmedi?
 
Anlamayı kolaylaştırmak için devam edebiliriz: Fark edildiyse ne yapıldı ya da fark eden bir öğretmenin kullanabileceği olanaklar nelerdir?
 
Daha da iyi anlamak için: Acaba bu olay sonrasında kendini bu ölümden sorumlu hisseden ve bu ölümün ortaya koyduğu en azından tedavi hizmetlerinin yaygınlaştırılması ihtiyacını gidermeye yönelik bir eylem planını harekete geçiren kimse olacak mı?

 

2 Mayıs 2013

"Marjinal" Validen "Dilan" Açıklaması

İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, gaz bombası sonucu yaralanan Dilan Alp için "Tam bir radikal mensuptur" dedi.




İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun, 1 Mayıs'ta yaralananlarla ilgili yaptığı açıklamada şunları söylediği iddia ediliyor:
"Dilan adlı kızımız da yaralıdır. Dilan örgüt üyesidir, marjinal grup üyesidir. Bizde kayıtları vardır. Çatışma içindedir. Tam bir radikal mensuptur. Yaptığımız hiçbir eksik ve yanlış işlem yoktur."

Bu açıklama üzerine insan masumiyet karinesini tartışmak istiyor; idarenin elinde bulunan istihbarat bilgilerinin kullanılmasına dair kuralları konuşmak istiyor; bir insanın örgüt üyesi olması ile ilgili bir bilginin gösteriler sırasında kullanılan zor sonucu yaralanması ile ilişkisi nedir ki, bu açıklama yapılıyor demek istiyor. Ama bu olayda bütün bunların önünde duran, konuşma sırasında bütün bunları çok gerilere iten bir söz var: Dilan henüz 17 yaşında bir çocuk…

Velev ki Valilik açıklamasında verilen bilgi doğru olsun; burası kamu idarecilerinin 17 yaşında bir çocuğun marjinal bir örgüte üye olduğu bilgisine sahip olup, bu bilgiyi o bir gösteride yararlanınca “eh, aslında onun kabahati” demek üzere beklettiği bir ülke mi? Bu ülkede kamu idarecilerinin, bir çocuğu marjinal bir örgüt üyeliğinden korumak gibi bir görevi yok mu? Eğer gerçekten ellerinde bir bilgi var idiyse; kamuoyuna, bu bilgi üzerine çocuğun korunması için ne yapmış olduklarının açıklanması talep edilmeyecek mi? Yoksa, bir çocuğun bir örgüte üye olmasını, gösterilerde yaralanması ile ilgili iddiaların savunması olarak kabul edecek miyiz?
 
Toplu olarak hatırlamamız gereken bir ilke var: Dilan henüz 17 yaşında bir çocuk…