Hümanist Büro çocukla ilgili haberleri yorumluyor...


30 Temmuz 2012

Korkunç alışveriş!

Kan donduran olayı Vali anlattı: 60 yaşındaki alacaklıya 14 yaşındaki kızını vermiş.




Ağrı'da 14 yaşındaki bir kız, babası tarafından borcuna karşılık kendisinden 46 yaş büyük bir adama verilmek istendi. Son anda evden kaçmayı başaran kız çocuğu, devlet korumasına alındı. Ağrı Valisi Ali Yerlikaya, “Bunlar halen, bu zamanda oluyor mu diye bizim aklımız almıyor. Çocuk yaşta bir kızcağızı, ekonomik bir nedenden dolayı nasıl başkasına veriyoruz? Vicdanımız el vermiyor" dedi.



Halbuki daha birkaç gün önce aynı ilde çocuk yaşta evlendirilmiş bir başka kadın akıl almaz işkence sonucunda hayatını yitirdi. Cenaze töreninde kimse yoktu, bir grup kadın ve ailesi defnetti cenazeyi. Ağrı Valisi bu olayla ilgili olarak da ''Melek kocasına ailesinin emanetiydi. Daha önceden bizlerin haberi olsaydı, devletimizin imkanları çok. Her imkan seferber edilirdi.” dedi.

Melek'in ailesi dahil birçok kişi sorumlulardan hesap sorulmasını istiyor. Ama bu talebin geri planına bakınca asıl zorluğumuz zaten sorumluları tespit etmek değil mi?

Mesela Mehveş Evin "Melek'in ölümü Devletin ayıbı" başlığı altında diyor ki; "Melek'e işkence eden, öldüren o ailenin tüm fertleri teşhir edilmeli, yargılanmalı. Bakan Fatma Şahin, bu davanın bizzat takipçisi olmalı! Eğer devlet, Melek'e yapılanlara sessiz kalırsa aile içi şiddetle mücadele, gülünç bir imaj gösterisinden öteye gidemez."

Devletin ayıbı sadece failleri yargılamaması, teşhir etmemesi mi? Ağrı Valisi'nin açıklamaları bir başka şey söylemiyor mu? İşkenceye maruz kalmış bir bireyden devletin haberinin olmaması da ayıp değil mi?

Basında bu konuda neredeyse her gün en az bir haber çıkarken, bir ilin valisinin "bu zamanda böyle şeyler olur mu aklının almaması" devletin ayıbı değil mi?

Bu kadına işkence eden veya bu çocukları evlendiren kişiler teşhir edilir ve cezalandırılırsa sorumluları tespit etmiş olacak mıyız; ya da adalet tecelli etmiş olacak mı?