Hümanist Büro çocukla ilgili haberleri yorumluyor...


25 Şubat 2012

Pozantı Cezaevi'nde Çocuklara Cinsel İstismar İddiası!

"Taş atan çocuklar" olarak bilinen ve gösterilere katıldıkları gerekçesiyle gözaltına alınan ve cezaevlerinde adli tutuklular tarafından cinsel taciz ve tecavüze maruz kaldığı iddia edildi.


Adana'nın Pozantı ilçesindeki M tipi cezaevinde çocukların cinsel şiddetle karşı karşıya olduğu öne sürüldü. Siyasi nedenlerle cezaevine giren çocukların, adli mahkumlarla aynı koğuşa konulduğu ve cinsel istismara maruz bırakıldığı iddia ediliyor. Çocuk tutukluları adli tutuklular ve siyasi tutuklular diye ayırmak nasıl bir yaklaşımdır? Adli tutuklu çocukları hedef gösterenler ile sırf taş atttığı için çocuğu örgüt üyesi gibi görenler aynı yerden bakmıyor mu dünyaya?

Adalet Bakanlığı Pozantı Cezaevi'nde çocuk bölümünde kalan çocuk sayısının 201, kapasitenin ise 282 olduğunu; iddiaların 2011 yılına ait olduğunu ve C. Savcılığınca araştırıldığını bildirmiş. Bu sayılara bakarak, Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'ye (ÇHS 38) ve uluslararası standartlara uygun bir biçimde çocuklar için ayrı bir kurum planlanıyor mu acaba?

Ergenlik çağındaki 201 çocuğun tutulduğu bir kurumda cinsel istismar riski yüksektir. Amacımız çocukların cinsel istismara maruz kalmasını engellemek ise, kurumlarda alınan tedbirlerin ayrıntıları ile açıklanması ve uzmanlarınca bu tedbirlerin yeterliliğinin tartışılması gerekmez mi?

Bu tür kurumlarda erki elinde bulunduran her zaman sorgulanmaya tabidir, toplum için güvence bağımsız denetim organlarının sözüdür. Paris İlkeleri'nin öngördüğü standartlarda bir bağımsız denetim mekanizması oluşturulması için sürdürülen çalışmalar nelerdir?

Taş atan çocuk sayısının artmakta olduğu, taş atma eylemlerine verilen tutuklama kararlarının da diğer suçlara göre daha yüksek olduğu iddia ediliyor. Burada bir tolerans azalması ya da ayrımcı muamele riski varken, acaba bu riskin gerçekliğini araştıran ve buna yönelik alınması gereken tedbirler üzerinde çalışan bir kurum var mı? Örneğin, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu veya İçişleri Bakanlığı bu alanda çalışanların önyargılara dayalı bir adaletsiz uygulamaya sebebiyet verme riskini ciddiye alıyor mu?