Hümanist Büro çocukla ilgili haberleri yorumluyor...


31 Ağustos 2012

O teröriste 360 yıl istemi!

İddianame kabul edildi, dava başlayacak.




Dicle İlçesi'nin Görese Dağı'ndaki operasyon sonrasında yakalanan terör örgütü üyesi olduğu iddia edilen 17 yaşındaki bir çocuk hakkında; 1 askerin şehit edilmesi ve aralarında güvenlik görevlilerinin de bulunduğu 36 kişinin mağdur edilmesi suçlarından 360 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmasını talep eden Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesi Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilmiş.

Çocukların kendilerine özgü mahkemelerde yargılanması yetmez, kendilerine özgü usullerde yargılanmaları gerekir diye BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi, çocukların eylemlerinin suç olarak değerlendirilmesi ve müeyyidelendirilmesinde alternatiflere öncelik verilmesini öngörmüyor mu? Bir çocuğun ömür boyu hapsi yasaklanmıyor mu?
 
Adalet Bakanı tarafından bir soru önergesine verilen yanıtta 9 yılda 9931 çocuğun terör suçlarından yargılandığı bildirilmiş. Çocukların suçla ilişkilendirilmelerini önleme için tek yolumuz yargılama ve hapis cezası vermek ise, onlara karşı yükümlülüklerimizi yerine getirdiğimizi söyleyebilir miyiz?
 
Çocukların silah altına alınmaması ve silahlı eylemlerde kullanılmaması yükümlülüğünün ihlalini engelleyebilmek için, bu yükümlülüğü ihlal eden örgüte de soru sorulması ve talepte bulunulması gerekmiyor mu? Bu kadar ciddi bir riskin "yoktur, yapmazlar veya çocukların da bir diyecekleri var" diyerek geçiştirilmesi veya açıklanması mümkün mü?
 
Haber yazılırken ne 18 yaşından küçüklerin kimliklerinin açıklanmasını yasaklayan Basın Kanunu'nun 21. maddesi, ne aksi mahkemece verilecek karar ile kesinleşinceye kadar kimsenin suçlu sayılamayacağını öngören Anayasa'nın 15. maddesi, ne İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, ne de BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gözetilmiş. Basın mensupları bu kurallardan muaf mı?
 
Özetle, çocuklar kimin umurundaysa öne çıkması gerekmiyor mu?

30 Ağustos 2012

Utanç davasında tutuklu kalmadı!

Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, yaklaşık 15 saat süren duruşmanın ardından mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tahliyesine karar verdi.




Sakarya'da 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla tutuklu yargılanan 20 sanık tahliye edildi. Duruşmayı erteleyen mahkeme heyeti, sanıklara yurt dışı yasağı koydu.
 
Sanıklar arasında kamu görevlileri de var, çocuklar da... Hepsi aynı sebeple yargılanıyor. Bu tuhaf değil mi? Bu sanıklar aynı biçimde suçlanabilirler mi, aynı gerekçelerle savunulabilirler mi?
 
Bir çocuğun cinsel istismarından bahsediliyor, bütün sanıklar tahliye ediliyor ve bu durumun yarattığı şaşkınlık haber konusu oluyor. Doğru düzgün gerekçelendirilmemiş, alternatif hiçbir müdahaleyi içermeyen tutuklamalar ve tutuksuz yargılama kararları ve bunların haber yapılış biçimlerinin çocuğun cinsel istismarına etkisi üzerine düşünen, bunu araştıran kimse var mı?  


 

29 Ağustos 2012

"13 Yaşında Hamile Kaldım Beni Kurtarın"

Adana'da kendisinden 21 yaş büyük biriyle evlendirilen 13 yaşındaki hamile kız çocuğunu jandarma kurtardı.




Adana'nın Ceyhan İlçesi'nde 13 yaşındaki bir kız çocuğu 1 Nisan 2012 tarihinde ailesi tarafından başlık parası alınarak kendisinden 21 yaş büyük bir kişi ile dini nikah kıyılarak evlendirilmiş. Aradan 4 ay geçtikten sonra, 156 Jandarma İmdat'ı arayarak "Ben 13 yaşında evlendim, hamile kaldım ama eşimle birlikte yaşamak istemiyorum, beni kurtarın."  demiş. Bunun üzerine harekete geçen jandarma ekipleri kızı bulunduğu evden alarak kadın sığınmaevine yerleştirmiş. Kız çocuğu ile evlenen kişi ise adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmış.
 
Eğer çocukların küçük yaşta evlendirilmelerine izin vermeyecek isek, bu kız çocuğunun arayabileceği jandarma dışında bu alanda uzmanlaşmış bir birimin olması gerekmez mi? Bu kız çocuğunun yeri kadın sığınmaevi midir? Çocuklar için onlara özgü kurumlar oluşturma yükümlülüğümüze ne oldu?
 
Haberi yazan gazeteciye göre, çocuğun jandarmadaki ifadesi psikiyatrist eşliğinde alınmış. Sormak gerekir; Adana Ceyhan'da, jandarma karakolunda hangi psikiyatrist ifadenin alımında hazır bulunmuş? Gazetecilerin bu sistemi ve sistemdeki meslek elemanlarını ve uzmanlıklarını tanıması gerekmez mi?

28 Ağustos 2012

Polise atmak istemişti ama...

Bombacı çocuk, taburcu olur olmaz nöbetçi mahkemeye sevk edilerek tutuklandı.




Adana'da bir korsan gösteride polise atmak istediği bombanın elinde patladığı iddia edilen 15 yaşındaki bir çocuk tedavisinin ardından çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanmış. Patlamanın etkisi ile parmaklarını kaybeden çocuğun tedavisi yapıldıktan sonra tutuklanmak üzere sevk edildiği mahkemede verdiği ifadede suçlamaları kabul etmediği ve yaya olarak halasına giderken önüne düşen şişeyi merak edip aldığını, bu sırada patladığını iddia ettiği bildirilmiş.
 
Türkiye, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi'ne taraf olarak çocuklar için onlara özgü bir adalet sistemi oluşturmayı taahhüt etmişti. Bu prensibi Çocuk Koruma Kanunu'nda da tekrar etti. Pekiyi şimdi bu yapılanın yetişkin adaletinden ne farkı var?
 
İddia doğruysa, bir terör örgütünün üyesi olan yetişkinler çocuklara molotofkokteyli veya bomba gibi yaralayıcı ve hatta öldürücü maddelere vererek onları gösterilerde kullanıyor. Onların çocuk olduklarını ve çocukların korunmasının bütün yetişkinlerin sorumluluğunda olduğu unutuluyor. Hatta bu artık basit bir göz ardı etme de değil; açıkça kullanılıyor, dolayısıyla da burada çocuklar istismar ediliyor.
 
Pekiyi, ya Devlet? Devletin "madem o çocuk yetişkinler tarafından bir kez kullanıldı veya madem benim kuralımı ihlal etti, ben de artık yetişkin gibi muamele ederim" diyebilir mi?
 

 

27 Ağustos 2012

Fındık bahçesinde çocuk olmak…

‘Mevsimlik işçi’ göçünün ‘ağır yükü’ çocuklar, bu yıl Ordu’da rahat bir nefes alıyor. Hayata Destek Derneği ve Ordu Valiliği, ‘Çocuk Eli Değmeden’ isimli projeyle çocukların kaldığı çadır kenti, yaz kampına çevirdi.
 
 
 
 
Doğu ve Güneydoğu illerinden Ordu’ya fındık toplamak amacıyla giden yaklaşık 4 bin geçici tarım işçisi ve çocukları, bölgede hasat sezonunun devam etmesi nedeniyle Ramazan Bayramı’nı çadırlarda geçirdi. Bu haberi henüz bir hafta önce gazetelerde okuduk ve geçtik...
 
Ama onlar Ağustos başında geldikleri çadırlarda kalmaya devam ediyorlar ve ay sonuna kadar da orada kalacaklar. İşçilerle gelen çocukların çoğu, aileleriyle birlikte çalışıyor. Bu yıl 16 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklandı. Fakat çocuklar çalışmasa bile orada aileleriyle bulunmak zorunda.
 
Onların bu zaruretinin hayatlarını olumsuz etkilemesine son vermek adına, Hayata Destek Derneği, Ordu Valiliği ile birlikte mevsimlik fındık işçilerinin çocuklarını fındık bahçelerinden uzak tutmayı hedefleyen ‘Çocuk Eli Değmeden’ projesi kapsamında Ordu Uzunisa Çadır Kampı’nda çocuklara yönelik yaz kampı faaliyetlerini sürdürüyor. Yaz kampının yanı sıra bölgede çocuk işçiliğinin önlenmesi konusunda farkındalık yaratma çalışmaları da devam ediyor.
 
Desteklenmesi ve yaygınlaştırılması gereken bu örnek vesilesi ile sormak gerek; ya sonra? Bundan sonra gidecekleri yerde, evlerinde onları ne bekliyor? Gelecek yıl ne olacak? Nasıl sürdürecek ve yaygınlaştıracağız bu çabayı?

26 Ağustos 2012

Şeker toplayan çocuklara işkence yapan çocuklar serbest!

Bingöl'deki iki çocuğa işkence yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan 3 çocuk yaşları küçük olduğu için tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.




Bingöl’ün Genç İlçesi'nde bayramın birinci günü mezarlığa şeker toplamaya giden B.Y. ve kuzeni A.Y.’nin mezarlıkta 3 kişi tarafından dövülüp vücutlarında sigara söndürülmesi ile ilgili soruşturmayı derinleştiren polis, olayı gerçekleştirdikleri iddia edilen 3 çocuğu yakalamış. Amca çocukları oldukları belirlenen 14, 13 ve 12 yaşlarındaki üç çocuk gözaltına alınmış. İfadeleri alınan ve nöbetçi mahkemeye çıkarılan çocuklar, yaşları küçük olduğu gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış. Çocukların kesin yaş tespitlerinin yapılması için Adli Tıp Kurumu'na gönderileceği belirtilmiş. 
 
Çocuk koruma sistemimizin eksik iki yönünü birden ortaya koyan bir olay... Bayramda şeker toplamaya çıkmanın en acı örneklerinden birini bu toplum 2010 yılında yaşamadı mı? Şeker bayramında üç çocuk kaybolmuş ve bir buçuk yıl sonra cesetleri bulunmuştu. Hepimiz çok üzülmüştük. Sonra ne oldu? Bu adetin bu şekilde sürdürülmemesi için hangi tedbirler alındı? Alınması gerekmiyor muydu? Almaktan sorumlu kimse yok muydu?
 
Bir de bu olayda yaşıtı çocuklara işkenceye varan kötü muamelede bulunan çocuklar var. Onlar için ne yapabiliyoruz? Elimizdeki tek araç tutuklamak, gerekirse yaşlarını büyüterek tutuklamak ve hapis cezası vermek mi? Bunda bir tuhaflık yok mu? Bu çocuklara kanunun öngördüğü tedbirlerin uygulanabileceği kurumlarımız var mı? Aslında böyle bir haber yapılırken bu soruyu sormak basının görevi değil mi?

 

 

25 Ağustos 2012

Terör örgütüne çocuk satmadık.

Beytüşşebap’ın BDP’li Belediye Başkanı Temel, ilçedeki çocukların PKK’ya satıldığı iddialarına sert tepki gösterdi.




Şırnak'ın Beytüşşebap Belediye Başkanı BDP'li Yusuf Temel, dağa giden çocukların geri getirilmesi için Cin ailesi ile kavga ettikleri ve çocukların para karşılığı PKK'ya gönderildiği haberlerine tepki göstermiş. Başkan Temel, "Benim dağ tercihini yapan çocukları getirme çabam olamaz." demiş. Ramazan Bayramı öncesi Cin ve Temel aileleri fertleri arasında çıkan silahlı ve taşlı kavgada 10 kişi yaralanmış. Kavganın 3 çocuğun para karşılığı PKK'ya teslim edilmesi ve BDP'li Başkan Yusuf Temel'in oğlunu örgütten kurtarmak istemesi nedeniyle çıktığı iddiası ortaya atılmış.
 
Çocukların silahlı örgütlere ve çatışmalara katılmasını engellemek bu ülkedeki bütün yöneticilerin sorumluluğu değil mi? Türkiye "Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'ye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki Seçmeli Protokol"e taraf ve bu Sözleşme'nin 4. maddesine göre sadece Devletin silahlı kuvvetleri değil, Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan tüm silahlı gruplar da çocukların katılımını engellemekten sorumludurlar.
 
Bu yükümlülüğe uyulmasını gerekli görmeyenlerin, çok açık biçimde bu tutumun çocuk hakları açısından yerini nasıl gördüklerini kamuoyuna açıklama sorumluluğu yok mu?

 

 

 

24 Ağustos 2012

Para kapmak isteyen çocuk gelin arabasının altında kaldı...

Eskişehir'in en işlek caddesinde meydana gelen kazada, seyir halindeki düğün konvoyundan para kapmak isteyen 10 yaşındaki çocuk gelin arabasının altında kalarak hayatını kaybetti.




Eskişehir Odunpazarı İlçesi Atatürk Caddesi'nin ara sokaklarında arkadaşlarıyla birlikte bisiklete binen Ömer Keleş (10), caddeden geçen düğün konvoyunu fark etmiş. Bir anda araçların önüne atlayan Keleş ve arkadaşları, gelin arabasından atılan para zarflarını almak için birbirleriyle yarışmış. O sırada konvoyun en önündeki gelin arabasından para almak isteyen Ömer Keleş aracın altında kalmış. Keleş'in gelin arabasının aynasıyla penceresine tutunduğu ve süratli olan araca asılı haldeyken düşerek arabanın altında kaldığı öğrenilmiş.
 
Çocuklar aracın önünde veya kapısına asılı haldeyken aracı sürmeye devam etmek, nasıl bir davranıştır? Hiç de istisna olmayan, birçok yerde karşımıza çıkan bu kural ihlalini engellemekten sorumlu olanlara sorulacak bir soru yok mu?
 
Bir çocuğun tanımadığı insanların araçlarının önüne atılarak para almak istemesi veya tanımadığı insanların kapısını çalarak şeker istemesi sürdürülmesi gereken bir "gelenek" midir? Neden bu kadar riskli bir davranışı önlemek üzere bir şey yapılamıyor? 


23 Ağustos 2012

Annesiyle kavga etti ve...

16 yaşındaki çocuk kavgaya dayanamadı, inşaata çıktı...




Konya'da annesi ile kavga eden 16 yaşındaki Burak Demiral, hastane inşaatının 11'inci katından atlayarak intihar etmiş. Demiral'ın ölmeden önce yanında bulunan arkadaşına, "Bıktım artık, ölmek istiyorum." dediği belirtilmiş. Olay öncesinde kendisini en son gören arkadaşı ise, daha önce de annesi ile kavga ederek evden ayrıldığını ve arkadaşlarında kaldığını söylemiş.
 
Ergen intiharları genç ölüm sebeplerinde ilk üç sırada yer alıyor. Türkiye'de de her yıl 5-14 yaş arası 40-50, 15-19 yaş arası 200-400 ergenin intihar ettiği, ancak net istatistiğe ulaşılamadığı için veri aralığının çok geniş olduğu söyleniyor.
 
Bütün bu bilgiler ile bakıldığında, Burak'ın intiharının önlenmesi için üzerimize düşeni yaptığımızı söyleyebilir miyiz?
 
Örneğin, Burak annesi ile yaşadığı sorunlar ile ilgili bir danışmanlık hizmetinden yararlanma olanağına sahip miydi? Ya da annesi, oğlu ile yaşadığı sorunların çözümü için nereden destek alabileceğini biliyor muydu? Konya'da, nüfusa yeterli şekilde, aileler ve ergenlere yönelik danışmanlık hizmetleri var mı?

 

22 Ağustos 2012

'Yanarak ölen çocuklar var'

Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, "Gaziantep'teki bombalı saldırıda 9 vatandaşımız hayatını kaybetti" dedi.




Gaziantep'te meydana gelen patlama nedeniyle hayatını kaybeden 9 kişiden 4'ü çocuk. Ayrıca birçok da yaralı var. İçinde 30 kişi olan bir başka otobüsün şoförünün, kendi aracında ve patlayan araçtaki yaralıları alarak hastaneye yetiştirmesi sonucunda birçok kişiye zamanında müdahale edilme olanağı bulunmuş.

Önlenebilir miydi? Bu tür olayları meydana getiren koşulları değiştirmeye ne kadar istekliyiz ve bu işe ne kadar emek ve zaman harcıyoruz?

21 Ağustos 2012

Türkiye'de çocuklar ya mahkum ya da gelin!

Türkiye nüfusunun büyük bölümünü oluşturan çocuklar, giderek artan oranda suçla ilişkilendiriliyor.




Adli Sicil verilerine göre 2011 yılında 150 bin çocuk hakkında bir suç işlediği iddiası ile dava açılmış. 49 bin 792 ayrı davada 6 bin 386 çocuğa hapis, 13 bin 278 çocuğa para cezası verilirken, 1628 çocuğun ise hapis cezasına erteleme verilmiş. Hakkında güvenlik tedbiri kararı alınan çocuk sayısı ise sadece 164. Oysa ki bütün çocuklar için öncelikle güvenlik tedbiri uygulanması, hapis cezasına son çare olarak başvurulması gerekiyor.

Adli sicil kayıtlarına giren çocuk gelinlerin sayısı da artıyor. 18 yaşından küçük kızını evlendirmek için mahkemeye dava açan ailelerin sayısında bir önceki yıla oranla %94,2 artış görülüyor.

Bu durumda başarılı, işe yarayan bir çocuk koruma politikamızın varlığından söz edebilir miyiz? Sayılar bize ya şu ana kadar izlenen politikanın değiştirilmesini ya da acilen yeni bir çocuk koruma politikası hazırlanması gerektiğini söylemiyor mu?

20 Ağustos 2012

23 Nisan çocukları cezaevinde!

Güney Afrikalı, Bolivyalı, Arjantinli, Ekvadorlu çocuklar... Onlar Türkiye'deki 23 Nisan çocukları değil, cezaevinde anneleriyle 'ceza' çekiyorlar.




Türkiye'deki 30'dan fazla cezaevini inceleyen CHP'li vekiller tarafından hazırlanan raporda ele alınan konulardan biri de, ceza infaz kurumlarında anneleri ile birlikte kalan yabancı uyruklu çocuklar.

Türkiye'de cezaevlerinde 4 bin 337 kadın mahpus bulunuyor. 0-6 yaş arası 444 çocuk da anneleri ile birlikte cezaevlerinde kalıyor. 0-6 yaş grubunda çocuğu olan bir anneyi ceza infaz kurumuna koyarken dikkat edilmesi gereken bir şey var: çocuğunun korunması. Bu aslında her yaş grubundan çocuğu olan anne ve babaların hepsi için de geçerli.

Aksi takdirde, ceza infaz kurumlarını sadece suçu işleyen kişiyi dikkate alarak dizayn ederek suçsuz olan çocuğa da ceza vermiş olunmuyor mu?

19 Ağustos 2012

Mülteci çocukların buruk bayramı...

Şanlıurfa'nın Akçakale ilçesinde kurulan AFAD Süleyman Şah Konaklama Tesisi'nde barındırılan yüzlerce Suriyeli çocuk, bayramı buruk karşıladı.




Suriye'de çıkan iç karışıklıktan dolayı ülkemize sığınan binlerce Suriyeli, Türkiye'nin değişik illerinde kurulan çadırlarda misafir ediliyor. Bayramı evlerinden uzakta karşılayan çocuklar, çadır kentte el ele dolaşmış; çadır kent yönetimi ise bayram öncesi bütün çadırlara bayram şekeri ve oyuncak dağıtarak çocukları sevindirmiş. Bayramı mülteci kampında geçiren Suriyeli çocuklar, ülkelerindeki karışıklığın bir an önce bitmesini dilemiş.

Ülkelerindeki karışıklık bitinceye kadar Türkiye’de misafir olan bu çocuklara Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (md.22) ile verdiği bir taahhüt var: haklarının korumasını ve gerekli insani yardımdan yararlanmalarını sağlama. Bu taahhüdü yerine getirebiliyor muyuz? Yaşam standartları, eğitim olanakları, ihmal ve istismardan korunmaları için alınan tedbirler, tıbbi yardım olanakları inceleniyor mu? Bunların yerine getirilmesi ile ilgileniyor muyuz?


18 Ağustos 2012

600 bin çocuk sembolik rapor aldı!

Veliler, 5-5.5 yaşındaki çocuklarını göndermemek için rapor peşinde koşadursun Türk Tabipler Birliği dün bir basın toplantısı düzenleyerek 600 bin çocuğa aynı anda rapor verdi.




Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Özdemir Aktan, 72 aydan önce çocukların okula başlamalarının, eğitimsel gelişimleri açısında hiçbir yarar sağlamayacağını, aksine birçok sakıncayı beraberinde getireceğini söyleyerek, 66-72 ay arasındaki 600 bin çocuğa sembolik olarak "okula başlayama" raporu verme kararı aldıklarını söyledi. Aktan velilere, "istediğiniz raporsa buyurun rapor, ben raporumu TTB'den aldım deyin" çağrısı yaptı.

Kamuoyunda 4+4+4 diye bilinen yasa ile ilköğretime başlama yaşı 66 aya indirilmiş ve uzmanları ve velileri itirazları ile karşılaşmıştı. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer ise 2 Ağustos'ta yaptığı açıklamada 66 aylık ve daha büyük çocuğunu ilkokula göndermek istemeyen velilerin Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelere başvurarak, çocukları için "fiziken" veya "zihnen" okula başlamaya uygun değil şeklinde rapor alırlarsa çocuklarını okula göndermeyebileceklerini belirtmişti.

Şimdi ise rapor alma süreçlerinin yarattığı sorunlar ile uğraşıyor veliler. Alınan karar ve sonrasında karar uymamak üzere vatandaşa gösterilen yöntemin pedagojik yönü bir yana, sağlık sektöründe yaratılan karmaşa nasıl açıklanabilir?

Okula başlama sürecinde binlerce çocuğa böyle bir sıkıntı yaşatmamızın gerekçesi nedir? Çocuklara yönelik hizmetlerden sorumlu bir Bakanlığın uygulamalarının çocuk hakları ile çelişmesi durumunda, bu çelişkiyi engellemekten sorumlu kurumların (Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Kamu Denetçiliği Kurumu) bu karmaşayı gidermeye yönelik bir çalışması var mı? 

17 Ağustos 2012

Yargıtay: İyi ama tecavüz etmemişler ki!

Yargıtay 14. Ceza Dairesi, 18 yaşından küçük kıza tecavüz girişiminde bulunan sanıkları, ‘çocuğun nitelikli cinsel istismarına teşebbüs’ suçundan mahkum eden yerel mahkeme kararını bozdu.




İki kişi, 18 yaşından küçük bir kız çocuğuna tecavüz etmeye kalkışmışlar. Çocuğun direnci nedeniyle bir süre sonra bırakıp kaçmışlar. Mahkeme bu eylemde bulunanların cinsel istismara teşebbüsten cezalandırılmasına karar vermiş. Ancak, Yargıtay 14. Ceza Dairesi "dosya kapsamına ve olay yerinin özelliklerine göre vücuduna organ veya sair cisim sokmayı engelleyen mağdurenin aşılabilir mukavemeti dışında harici bir engel bulunmadığından, sanıkların suçun icra hareketlerinden gönüllü vazgeçtiğinin kabul edilmesi gerekir" diyerek, yerel mahkemenin kararını bozmuş ve cezanın "çocuğun basit cinsel istismarı" suçundan verilmesi gerektiğine hükmetmiş.

Dosya bilinmeden karar hakkında bir şey söylenemez. Ancak, bu kararın bize hatırlattığı problemi görmezden gelebilir miyiz? Çocuğun cinsel istismarında, eylemin "organ veya cisim sokarak" gerçekleşmiş olmasına yüklenecek hukuki değer ne olmalıdır? Çocuklar ile ilgili davalara bakacak kişilerin çocuğun cinsel istismarı konusunda özel bir bilgi ve duyarlılığa sahip olması nasıl sağlanabilir?

16 Ağustos 2012

Türk Metal Çocuk Meclisine Katılan Çocuklar Şen Döndü

Türk Metal Sendikası Metal Çocuk Arkadaş Kulübü 13. Çocuk Meclisi'ne katılmak üzere, Türk Metal Sendikası Kdz Ereğli Şubesince Ankara'ya gönderilen 12 işçi çocuğunun Ereğli'ye döndüğü belirtildi.
 
 
 
 
Türk Metal Sendikası, 6-11 Ağustos tarihleri arasında Ankara'da ülke genelinden ve yurt dışından gelen çocukların katılımı ile bir çocuk meclisi düzenlemiş. Konu ile ilgili haberde çocukların Anıtkabir'i ziyaret ettikleri, sendika başkanı ile sohbet ettikleri, çeşitli oyun ve eğlence faaliyetlerine katıldıkları ve birbirleri ile sohbet ettikleri yazılmış.
 
Haberin dili, toplumun çocuğa bakış açısı ile ilgili güzel bir örnek değil mi? Çocuk meclisi, bir tür kamp mıdır? Yoksa haberi yapan gazeteci çocukların konuştukları konuları önemli mi bulmuyor?
 
Bir sendika, çocuk meclisi gibi çocuğun katılım hakkı ile ilgili örnek bir çalışma yapıyor. Bu mecliste neler konuşulduğu neden haberde hiçbir biçimde yer almıyor? Eğer hiçbir şey konuşulmadı ve çocuklar gezip eğlendiler ve illerine geri döndüler ise, bu durumda gazeteci organizasyonun ismine "çocuk meclisi" denmesini neden tartışmıyor?

15 Ağustos 2012

10 yaşındaki çocuğu zincirle bağladı!..

Konya'da 10 yaşındaki yeğenini kaçmaması için zincirle bağlayan amca gözaltına alındı.




Konya'da yaşayan bir aile, seyahate giderken 10 yaşındaki çocuklarını amcasına bırakıyorlar. Amca, daha önce adli olaylara karıştığı gerekçesi ile evden kaçmasın diye yeğenini zincir ile evin penceresine kilitliyor. Bunu gören komşuların haber vermesi üzerine eve gelen polisler, zincir ve kilitlere el koyuyor, amcayı da gözaltına alıyor.

Amcanın sorunu ne acaba? Bu olay ile sadece adli makamlar mı ilgileniyor? Burada çocuk koruma açısından bir risk söz konusu değil mi? Acaba adli makamlar bu olayı Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü'ne bildirdi mi ya da il müdürlüğü bu haberi ihbar kabul edip harekete geçti mi?

14 Ağustos 2012

Ağır sırt çantaları ömür boyu ıstıraptır.

Ankara AK Parti İstanbul Milletvekili Halide İncekara, hemen hemen hepimizin mustarip olduğu, belki de çocukluğumuzdan devletin bize bir 'hediyesi' olan bel ve sırt ağrıları ile ilgili çarpıcı bir tespitte bulundu.




Yeni eğitim-öğretim yılı yaklaşırken AK Parti İstanbul Milletvekili ve TBMM Üstün Yetenekli Çocuklar Araştırma Komisyonu Başkanı Halide İncekara'dan şimdiye kadar göz ardı edilen ancak hayat kalitesini yakından ilgilendiren bir konuda uyarı geldi: "Detay gibi görünen bazı konularda artık farkındalığı artırmamız gerekiyor. Bakanlıklar, okul sıralarının ergonomisi ile yakından ilgilenmeli. Ağır çantalar, kötü sıralar bir ömür boyu ıstıraba sebep oluyor... Doğru duruş ve oturmanın beden sağlığı için ne kadar önemli olduğu kabul edilen bir gerçek. Nasıl içtiğimiz suları Sağlık Bakanlığı denetliyor, iyi su içmemizi önemsiyorsa aynı şekilde çocuklarımızın iyi sıralarda oturmasını da denetlemesi lazım.

Bu duyarlılığı gösteren milletvekilini tebrik etmek, dile getirdiği ihtiyacın takipçisi olmak gerekmez mi? Hatta eğitim ortamlarında geçirdiği kazalar sonucu hayatını kaybeden çocukları da hatırlayarak, bütün eğitim ortamlarının çocukların beden ve ruh sağlıklarını güvence altına alacak standartlara kavuşturulması için gerekli düzenlemelere öncelik verilmesini talep etmek gerekmez mi?


13 Ağustos 2012

Ne yasaya sığar, ne de vicdana!

Hukukta "kızlık zarı" tartışması... Öz babasının hamile bıraktığı down sendromlu kız için "Çocuk bakire, babanın cezası indirilsin" diyen Yargıtay 14. Daire, Türkiye'yi şoke etti. Karara karşı çıkan tek hakim konuştu: "Yasalar ve vicdani kanaatimle itiraz ettim."




18 yaşındaki down sendromlu bir genç kız hamile kalmış, kürtaj yapılmış; yapılan adli tıp incelemesi sonucunda kızın bakire, bebeğin babasının ise yüzde 99.99 ihtimalle genç kızın öz babası olduğu tespit edilmiş. Yerel mahkeme babayı 'nitelikli cinsel istismar'dan suçlu bulmuş ve 15 yıl hapis cezası vermiş. Ancak Yargıtay 14. Ceza Dairesi tartışılacak bir hükümle kararı bozmuş. "Mağdurenin kızlık zarı ilişkiye müsait değil. Ayrıca bakire. Vücuda organ sokulması yoluyla işlenen nitelikli cinsel istismar değil, basit cinsel istismar" diyen yüksek yargı, cezada indirim istemiş. Bir hakim itiraz etmiş ancak karara 4 üye imza atmış.

Bu karar çeşitli çevreler tarafından tartışılıyor. Ancak, tartışırken çocuklara yönelik cinsel istismar suçları ile ilgili yargı kararlarını ve bu kararların nedenlerini doğru anlamamızı sağlayacak bazı araştırmalara ihtiyaç yok mu? Bu kararın sorumluluğunu sadece hakimlerin bilgi ve vicdan eksikliğine yükleyerek, sorunu çözebilir miyiz? Hakimlerin çocuğun cinsel istismarı konusunda doğru bilgi ve bakış açısına sahip olması için kimin ne yaptığını da sorgulamak gerekmiyor mu? Aynı şekilde yasaların dilinden, öngörüsünden kaynaklanan sorunları tartışmak gerekmiyor mu?

12 Ağustos 2012

Yoksul çocuk tacirlerine 528 yıl hapis istendi.

Adana'da yaşları 12 ile 17 arasındaki çocuklara hırsızlık, uyuşturucu satıcılığı yaptırıp PKK'nın korsan gösterilerinde polis memurlarını taşlattıkları iddia edilen 9 kişilik çocuk taciri çete üyeleri hakkında toplam 528 yıl hapis cezası istemiyle dava açıldı.




Adana'da Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında telefonları mahkeme kararıyla dinlemeye alınan bir çetenin, yoksul ailelerin çocuklarını uyuşturucuya alıştırdıktan sonra hırsızlık, sahte altın dolandırıcılığı, uyuşturucu satıcılığı yaptırdıkları ve korsan gösterilerde polis memurlarına taş, molotofkokteyli ve el yapımı bomba attırdıkları belirlemiş. Adana, Bursa, Diyarbakır ve Batman illerinde toplam 82 hırsızlık olayına karıştıkları saptanan çocuk taciri çeteye yönelik 16 Nisan'da yapılan operasyonla aralarında çete tarafından suça yönlendirilen 11 çocuğun da bulunduğu 20 kişi yakalanmış.

Bazı suçlar var ki, bunlar bir yetişkinin katılımı veya desteği olmadan çocuklar tarafından işlenmesi mümkün olmayan suçlar. Uyuşturucu, ev ve arabadan hırsızlıklar bu tür suçlardır. Yıllardır, ceza hukukundaki yaptırımları arttırmak için çocuklar tarafından işlenen bu tür suçlara dikkat çeken haberler yapıldı. Ancak ne yazık ki, aynı oranda "bu suçları işletenler kimler ve onlara ne yapılıyor" sorusunun yanıtı olacak habere rastlanmıyordu. Bu haber ve bu habere konu soruşturma bu bakımdan çok önemli. Acaba özellikle çocuk adaleti alanında çalışanların büyük ilgisini görebilecek mi?

Ayrıca burada çocuk adaleti bakımında şu kritik sorunun cevabını takip etmek gerekiyor: Bu çete tarafından suça itilmiş 11 çocuğa ne olacak? Uluslararası kriterler diyor ki, çocuk adalet sistemi aslında mağdur olan bu çocukların cezalandırılmasını değil, korunmasını sağlamalıdır. Koruyabilecek miyiz? Yoksa, elden gelen bir şey yok, sizin için elimizdeki tek olanak ceza ve ceza infaz kurumu mu diyeceğiz? Bu dava ve bu davada yargılanacak çocuklar için bir seferberlik gerekmiyor mu?

11 Ağustos 2012

O 40 çocuk, iş sahibi oldu...

PKK'ya katılmayı düşündüğü belirlenen ve 16-18 yaş arasındaki 40 kişi mesleki ve sosyal içerikli 'Umut Yıldızı' projesiyle hayata kazandırıldı.




Diyarbakır'da toplumsal olaylarda güvenlik güçleri ile karşı karşıya kalan ve dağa çıkarak PKK'ya katılmayı düşündüğü belirlenen 16-18 yaşları arasındaki 40 çocuk İçişleri Bakanlığı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ve TOBB arasında üçlü protokol ile imzalanan "Umut Yıldızı" projesi kapsamında meslek edindirilmiş.

Çocukları sosyal risklerden korumaya yönelik her türlü proje gerçekten çok kıymetli. Ancak, bu projelerden doğru derslerin çıkarılabilmesi için de bilgi paylaşımına ihtiyaç yok mu? Örneğin, bu projenin en önemli iddiası dağa çıkmaya niyet eden çocukları yolundan çevirmiş olmak. Öyleyse acaba nasıl belirlendi bu niyet? 16-18 yaş grubundaki çocukların beceri kursuna gönderilmesi meslek edinmeleri için yeterli oluyor mu? Bu yaş grubu çocuklar için Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin önerisi mesleki eğitimdir. Meslek edindirici beceri kursları mesleki eğitim midir?   


10 Ağustos 2012

Sabancı Vakfı'ndan Karabiga Kadın Ve Çocuk Merkezine Destek

Çanakkale'nin Biga İlçesi'ne bağlı Karabiga Beldesi'nde oluşturulacak Kadın ve Çocuk Merkezi'ne Sabancı Vakfı'nın destek vereceği bildirildi.
 
 
 
 
Belediye Başkanı'nın projenin kapsamı hakkına verdiği bilgiye göre; Karabiga'da yaşayan kadınların ekonomik ve toplumsal katılımlarının artırılmasının hedeflendiği proje ile kadınlar, kadın hakları, çocuk bakımı ve eğitimi, liderlik gibi konularda eğitilecek ve ekonomik hayata hazırlanacakmış. Çocuklar için ise oyuncak kütüphanesi, okul sonrası etüt imkanları ve oyun odası yapılacakmış.
 
Karabiga Belediyesi'nin bu çalışması Belediye Kanunu'na göre bütün belediyelerin sosyal hizmet alanında üstlenmesi gereken sorumluluğa güzel bir örnek. Karabiga'nın yapmış olduğu bu çalışmanın bütün diğer belediyeler tarafından yapılmasının önündeki engel nedir?
 
Yerel yönetimlerin bu çalışmaları kendi kaynakları ile yapmasının önündeki engellerin ne olduğunu merak etmeden ve sorgulamadan, daha demokratik bir toplum olmaya imkan var mı? Yerel yönetimlerin stratejik plan yaparken, bütçe hazırlarken veya faaliyete karar verirken öncelikleri nasıl belirlediğini sorgulamak hemşehrilik hakkı kapsamında değil mi? Örneğin, belediyeler neden bu tür merkezler yapmazlar da, çocukları kampa götürürler? 

9 Ağustos 2012

Üç Ayda 607 Çocuk Hakkı İhlali...

Göç Vakfı çocuklara yönelik hak ihlalleriyle ilgili olarak, Nisan-Haziran 2012 dönemini kapsayan raporunda, 384 olayda en az 607 çocuğun hak ihlallerinden etkilendiğini duyurdu, Türkiye'nin gereken önlemleri almadığını belirtti.




Çatışmalı süreçler ve zorunlu göç uygulamaları sonrasında çocukların ciddi mağduriyetler yaşadıklarını belirten Göç Vakfı, Nisan-Haziran 2012 arası çocukların maruz kaldığı hak ihlalleriyle ilgili bir rapor yayımladı.

Göç Vakfı'nın raporunun tamamına ulaşmak için tıklayınız.

Göç Vakfı'nın "İhlal Haritası"na ulaşmak için tıklayınız.

Çocuk hakları ihlallerini izlemeye ve bu izleme sonuçlarını anlamaya yönelik bir çaba olmadan çocukların hak ihlallerinden korunması mümkün mü?

8 Ağustos 2012

İzmir'in göbeğinde büyük çaresizlik!

İzmir'in Buca İlçesi'nde, 8 aylık hamile olan Serpil Göçen, 14 aylık oğlu Mertcan ve böbreklerindeki rahatsızlık nedeniyle kamyon şoförlüğünü bırakmak zorunda kalan eşi Sebahattin Göçen, sığındıkları bir kömürlükte hayatta kalma mücadelesi veriyor.




İzmir'in Buca İlçesi'nde, bir aile. 14 aylık bir erkek çocukları var, anne 8 aylık hamile. Baba işsiz. Kirayı ödeyemedikleri için evden çıkartılmışlar ve bir tanıdıklarının kömürlüğünde yaşıyorlarmış.

Bu olay, bir kaç gün önce basında yer alan çocuk hakları ile ilgili Anayasa maddesi önerisini sınamamızı sağlayabilir. Önerilen madde şöyle: “Küçüklerin bakım ve eğitimi anne ve babanın hakkı ve ödevidir. Devlet bu hak ve ödevin yerine getirilip getirilmediğini denetler.” Devlet bu aile ile ilgili neyi, hangi aşamada, hangi kurumsal yapı ile, nasıl denetleyecek?

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme de aynı alanı düzenliyor, ama şu şekilde: "Bu Sözleşmede belirtilen hakların güvence altına alınması ve geliştirilmesi için Taraf Devletler, çocuğun yetiştirilmesi konusundaki sorumluluklarını kullanmada ana-baba ve yasal vasilerin durumlarına uygun yardım yapar ve çocukların bakımı ile görevli kuruluşların, faaliyetlerin ve hizmetlerin gelişmesini sağlarlar."

Bu ailenin denetlenmeye mi, desteklenmeye mi ihtiyacı var? Ya bizim nasıl bir Devlete ihtiyacımız var? Böyle bir aile ile ilişkisini denetleme biçiminde kuran mı, destekleme biçiminde kuran mı?

Anayasayı yazarken İzmirli aileyi ve bütün toplumun ihtiyacını dikkate almak gerekiyor.

7 Ağustos 2012

'Çocuk gelin' bıçaklanarak ağır yaralandı.

Gaziantep'te 2,5 yaşında bir çocuğu bulunan 17 yaşındaki B.P., birlikte yaşadığı, ancak bir süre önce henüz belirlenemeyen bir nedenle ayrıldığı Feridun Kaya tarafından son kez konuşma bahanesiyle çağrıldığı parkta bıçaklanarak ağır yaralandı.




2,5 yaşında bir çocuğu olan 17 yaşında bir kız çocuğundan bahsediyoruz. Anayasanın Devleti korunması için gerekli tedbirleri almakla yükümlü tuttuğu bir çocuk, ailesi tarafından evlendirilmiş, hamile kalmış, doğurmuş; hiç kimse görmemiş, duymamış ve koruyamamış!

Onu yaralayan kişiyi bulup cezalandırınca adalet gerçekleşmiş mi olacak?

Korumasız kalmış bir çocuk olmak, bıçaktan daha ağır yaralayan bir durum değil mi? Bunun hesabını kim soracak veya kim verecek? 

6 Ağustos 2012

"Çocuklar Gereksiz Damgalanacak"

Çocuklarını okula başlatmak istemeyenler fiziken veya zihnen uygun değil raporu alsın diyen Bakan Dinçer'e tepki: Çocuğun bio-psiko-sosyal bütünlüğüne müdahale, çocuk zeka geriliği gibi tanımlara maruz kalacak, 600 bin çocuğu değerlendirmeye zaman yok.




Kamuoyunda 4+4+4 diye bilinen yasa ile ilköğretime başlama yaşı 66 aya indirilmiş ve uzmanların ve velilerin itirazı ile karşılaşmıştı. Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer 2 Ağustos'ta yaptığı açıklamada 66 aylık ve daha büyük çocuğunu ilkokula göndermek istemeyen velilerin Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelere başvurarak çocuğu için "fiziken okula başlamaya uygun değil" ya da "zihnen okula başlamaya uygun değil" şeklinde rapor alırlarsa çocuklarını ilköğretim okullarına göndermeyebileceklerini belirtti. Sözkonusu raporun çocuk doktoru, çocuk psikiyatrı ya da nörologların imzasını taşıması gerekiyor. Bakanın sözleri üzerine konuyla ilgili kurumlardan yeni açıklamalar geldi (Türk Tabipleri Birliği, Türkiye Çocuk ve Genç Psikiyatrisi Derneği ve Eğitim Sen'in açıklamasının tam metni; Gündem Çocuk Derneği'nin açıklamasının tam metni).

İlginç değil mi? Bakanlık 66 aylık çocuğun ilköğretime başlayabileceğini düşünüyor ve bu fikrinin doğruluğundan emin ise ebeveynin istememesine ilişkin bir çözüm bulma çabasının anlamı nedir? Ebeveyn eğitim çağına gelmiş çocuğunu okula göndermemeyi tercih etme hakkına sahip midir? Bu sadece 66 ay için öngörülen bir istisna mı? O zaman neden bu istisnayı yasaya koyup, açık dürüst bir ilişki kurmak varken, böyle bir yasayı dolanma yöntemi öneriliyor? Amacımız daha eğitimin ilk yılında çocuğa “kuralların” geçersizliği, çevresinden nasıl dolaşılabileceğini öğretmek mi?

Bu yasayı bu kadar inanarak çıkaran bir Bakan’ın yapması gereken; eğitim programı, fiziksel mekanlar ve eğiticilerin 66 aylık çocuğa eğitim hizmeti vermeye hazır olduğunu velilere anlatarak onları ikna etmeye çalışmak değil mi? Yoksa eğitim programları, fiziksel koşullar ve personel hazır değil mi? Okullar açıldığında bütün bunların olmadığını, bütün çocukların daha kalabalık okullarda, güvenli olmayan koşullarda, daha az saatlerde, daha sıkışık programlar ile eğitim aldığını görürsek, ne olacak?

5 Ağustos 2012

Adana'da izinsiz gösteride yaralanan çocuk öldü.

Adana'da izinsiz gösteride başına isabet eden sert cisimle yaralandığı iddia edilen çocuk, tedavi gördüğü hastanede öldü.




29 Temmuz akşamı Adana'nın Yüreğir İlçesi'nde ateş yakıp yolu trafiğe kapatarak izinsiz gösteri yapan, molotof ve taş atan gruba polis ekiplerince tazyikli su ve biber gazıyla müdahalede edilmiş. Bu sırada Mazlum Akay (11) başına isabet eden sert cisimle yaralanmış. Adana Devlet Hastanesi'ne kaldırılan çocuk, müdahaleye rağmen hayatını kaybetmiş.

11 yaşında bir çocuğun lastik yakma, taş ve molotof atma, tazyikli su ve biber gazı sıkma gibi şiddet içeren eylemlerin olduğu bir gösterinin olduğu yerde bulunmasını engelleyemiyor olmak, nasıl açıklanabilir?

4 Ağustos 2012

Taşımalı eğitimde şok karar!

Çocuklu aileler bu habere dikkat...




İlköğretimde taşıma 2 kilometre mesafeden başlarken, liseliler için 5 kilometreden başlıyormuş. 5 kilometreden az ve 30 kilometreden daha uzun mesafelerde taşıma yapılmayacakmış. Taşıma kapsamına alınmayacak 30 kilometreden uzun mesafeler için ise Bakanlık boş kontenjanı kalan Devlet yurtlarına ücretli öğrenci almayı hedefliyormuş. Öğrencilerin pansiyon parasının mahalli imkanlar tarafından karşılanması istenmiş. Mahalli imkanlar yetersiz kalırsa parayı velinin mi ödeyeceği ise netleştirilmemiş.

Taşımalı sistemde trafik güvenliği ve araç sürücülerinin özellikleri ile ilgili standartlar ve bunlara uygunluğun denetiminde iyileştirme beklerken, taşımalı sınırının daraltıldığı duyuruluyor.

Bu kararın etkilerini öngörmek gerekir:

(1) Çocukların güvenliği nasıl sağlanacak?
(2) Çocukların okula gitmeleri bu kadar güç olunca devamları nasıl sağlanacak?
(3) İlk ve orta öğretimin parasız olması bir çocuk hakkı iken ve bu hak eğitimle ilgili bütün giderleri kapsarken, taşıma veya konaklama için çocuklardan para alınması veya çocukların bunları "yerel imkanlar" çerçevesinde burs bularak karşılamak zorunda bırakılması gibi eğitim hakkını ihlal eden bir uygulamayı engellemekten sorumlu kimse var mı?

3 Ağustos 2012

Evlilik Kurumuna Anayasal Koruma

AK Parti'nin 'Ailenin korunması' başlığıyla TBMM Anayasa Uzlaşma Komisyonu'na sunduğu teklifi yeni tartışmaları beraberinde getirecek. Öneriyle kürtaja anayasal önlem geliyor, devlet aile planlamasından çekiliyor, sperm bağışıyla çocuk yapmak zorlaşıyor.




Yeni anayasa için bir yandan çocuklar öneri hazırlıyor , bir yandan yetişkinler. Son olarak 'Ailenin Korunması' başlıklı madde ile ilgili öneri de çocuk haklarını yakından ilgilendiriyor. Acaba çocukların beklentileri ile ve çocuk hakları ile ne kadar uyumlu bu öneriler?

Örneğin Devlete verilen “insan neslinin sağlıklı devamı için gerekli tedbirleri” alma görevinden ne anlaşılacak?

Bir diğer örnek, “Küçüklerin bakım ve eğitimi anne ve babanın hakkı ve ödevidir. Devlet bu hak ve ödevin yerine getirilip getirilmediğini denetler." 

hükmü hangi düşünce ile yazıldı?

Çocuk Haklarına Dair Sözleşme başta olmak üzere bu alanı düzenleyen sözleşmelerin hepsi Devlete anne-babayı çocuğa karşı yükümlülüklerini yerine getirme konusunda “destekleme” yükümlülüğü verirken, aileyi korumayı bu kadar önemseyen Devletimiz neden sadece “denetlemek” ile yetinmek istiyor? Sadece “denetleyerek” çocuğun korunması mümkün mü? Sadece “denetçi” olan güç, dediğini yaptırmak için hangi yolları izler? Biz böyle bir Devlet mi istiyoruz?

2 Ağustos 2012

Çocuk anne!

İzmir'in Menemen İlçesi’nde, 39 haftalık hamile olduğu ortaya çıkan 13 yaşındaki G.O., sezaryenle, 3 kilo 270 gram ağırlığında bir erkek bebek dünyaya getirdi. Çocuk yaşta anne olan G.O.’nun sağlık durumunun iyi, bebek ise yoğun bakım ünitesinde tutuluyor.




İddiaya göre, 13 yaşındaki kız çocuğu ile okul arkadaşı 16 yaşındaki erkek çocuğu birlikte kaçınca, evlerinin önünde yapılan düğünle aileleri tarafından resmi nikahsız olarak evlendirilmiş. Kız çocuğu 1 yıl sonra hamile kalmış ve bir bebek dünyaya getirmiş. Gözaltına alınan anneler, durumdan şikayetçi olmadıklarını söylemişler.

Bu hikayenin sonu aslında bu ülkedeki erken evlilikler konusundaki sorunu özetlemiyor mu? Anneler kendilerini şikayetçi konumunda görüyorlar. Tuhaf değil mi? Onların sorumluluğu çocuklarını korumak, ama onlar erken evliliği bir tehlike olarak görmüyorlar. Bu ülkede erken evlilik çocukların gelişimini tehdit eden en büyük risklerden biri olduğuna göre, bu annelerin bakış açılarını değiştirecek bir şeyler yapılması gerekmiyor mu?

1 Ağustos 2012

Çocukların sağlığı tehlikede...

Verem Savaş hastaları, dispanserde röntgen cihazı olmadığı için kadın doğumda röntgen filmi çektiriyorlar. Bu da hastanede bulunan çocukları verem tehdidiyle karşı karşıya bırakıyor.




Batman’da çok sayıda verem hastasının bulunduğu ancak Verem Savaş Dispanseri'nde yer olmadığı için verem filmi çekecek röntgen cihazının İl Sağlık Müdürlüğü deposunda durduğu, hastaların da Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’ne gönderildiği bildiriliyor.

Bu örnek, çocuk koruma sisteminde önleme esaslı bir yaklaşımın geliştirilmemesinin güzel bir örneği değil mi?