Hümanist Büro çocukla ilgili haberleri yorumluyor...


30 Haziran 2012

Çocuğun vurulma anı güvenlik kamerasına yansıdı!

Şanlıurfa'da iki grup arasında çıkan kavgada, biri çocuk 3 kişi yaralandı. Olayın dikkat çeken yanı ise kurşunlara hedef olan çocuğun, kavga edenlerle hiçbir ilgisi olmamasıydı. Kavgaya karışanlardan birinin silahından çıkan kurşun, oradan geçen halk otobüsünün içindeki çocuğa isabet etti. Vurulma anı, otobüsün güvenlik kamerasına yansıdı.




Şanlıurfa'da otobüsün içinde annesinin kucağında uyuyan 10 yaşındaki bir çocuk, sokakta iki grup arasında çıkan silahlı kavga sebebiyle yaralanmış, hayati tehlikesi devam ediyormuş.

Bazen çatışma, bazen kutlama sebebiyle açılan ateş sonucu çocukların hayatını kaybetmesini veya yaralanmasını engellemek yaşama hakkının gereği değil mi?

Yıllardır sürdürülen bireysel silahsızlanma kampanyalarının dikkate alınmamasının da rolü yok mu bu sebeple çocukların ölmesinde veya yaralanmasında?  

29 Haziran 2012

Obezite çocukları da tehdit ediyor.

Türkiye'de 2 milyon çocuk obez, yani aşırı şişman. Bu sayı giderek yükseliyor. Hazır gıdalarla beslenen ve gününü bilgisayar başında hareketsiz geçiren çocuklar, obezite için kaçınılmaz adaylara dönüşüyor.




Çocuklar, sağlıksız beslenme ve hareketsizlik nedeniyle genç yaşlarda obeziteyle ve obezitenin beraberinde getirdiği hastalıklarla karşılaşıyor.

Sağlıklı beslenme çocuklar için bir hak (ÇHS 24). Bu hak çocuklara hem beslenme olanaklarının hem de bilgisinin verilmesini gerektiriyor.

Oysa 2 milyon çocuğun obeziteden mağdur olduğu söyleniyor. 

2006 verilerine göre gıda ve gıda dışı harcamaları içeren yoksulluk sınırının altında yaşamakta olan 13.500.00 kişinin de en azından 1/3'ü çocuk.

Bir başka deyişle Türkiye'de milyonlarca çocuk gelişimlerini doğrudan ilgilendiren yetersiz ve dengesiz beslenme tehditi ile yaşıyor. Bu durumu değiştirmek için neler yapabileceğimizi biliyor muyuz? 

28 Haziran 2012

Babası 13 yaşındaki kızını işkenceyle öldürdü!

Gaziantep’te doğduktan sonra annesi ve babası ayrılınca halası ve eniştesinin nüfusuna kaydedilip büyütülen 13 yaşındaki Zekiye D. iddiaya göre yanında yaşadığı öz babası Şeref E. tarafından dövülüp kül tablasıyla başına vurularak işkence edildi. Kaçan babanın arkadaşları tarafından 'boş arazide bulduk' denilerek hastaneye götürülen küçük kız ölürken, olayla ilgili 6 kişi gözaltına alındı.




Doğduktan sonra babası cezaevine girince, annesi tarafından terk edilen ve halası tarafından kendi nüfuslarına geçirilip büyütülen 13 yaşındaki bir kız çocuğunun, cezaevinden çıktıktan sonra başka bir kadınla yaşamaya başlayan öz babası tarafından işkence düzeyindeki fiziksel istismar sonucunda öldürüldüğü bildiriliyor.

Bu olay hem yapılış biçimi hem de sonucu bakımından çok ağır olduğu için haber konusu olmuş; belki yakın zamanda şüpheli baba da yakalanır ve fail o ise cezalandırılır. Ya sonra? Hergün fiziksel veya duygusal şiddete maruz kalan yüzlerce çocuk için durumu değiştirecek bir şey yapılacak mı? Onların başına bu kadar vahimi gelmeden önce hatta hiç şiddete maruz kalmadan önce fark etmeyi sağlayacak bir sistem kurulacak mı? Çocuklarımıza bir şeyi bağırarak söylerken, bunun onlara çok büyük bir zarar verdiğini ve buna hakkımız olmadığını hatırlamamızı sağlayacak bir değişiklik olacak mı hayatımızda?

27 Haziran 2012

Mahkemeye çocuk dersi...

Anayasa Mahkemesi, 'taş atan çocuklar'ın yetişkinler gibi yargılanmasını isteyen mahkemeye 'çağdaş devletleri' hatırlattı.
 



Bakırköy 3. Çocuk Mahkemesi, Terörle Mücadele Kanunu'nda değişiklik yapan ve kamuoyunda "taş atan çocuklar yasası" olarak bilinen yasanın bazı maddelerinin terörle mücadelede zafiyet oluşturduğunu, eylemlere katılan çocukları ayrıcalıklı hale getirdiğini ve bu nedenle Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerek bu kanun maddelerinin iptalini istemiş.

İptali istenen yasa değişikliği, 2010 yılında gösterilere katılan çocukların yetişkinler gibi yargılanması ve çok ağır cezalara maruz kalmasından kaynaklanan sorunu çözmek için çıkarılmış ve çocukların suç sayılan eylemin niteliğine bakılmaksızın çocuk mahkemelerinde yargılanması, cezanın ertelenmesi vb. seçenek yaptırımlarının uygulanması gibi lehe bir dizi düzenleme yapılmıştı.

Anayasa Mahkemesi, açılan iptal davasını oybirliğiyle reddederken çocuk adalet sisteminin amacını da ortaya koyan bir gerekçe yazmış. Hukuken sorun çözülmüş. 

Ancak bu olayın ortaya koyduğu bir soru var: Çocuk mahkemesi hakimlerinin çocuklara özgü adalet sistemi, çocuk suçluluğu ve psikolojisi gibi alanlarda uzmanlaşmış ve istekli olması ihtiyacı dikkate alınıyor mu?

Bu hem uluslararası standartlar bakımından, hem de Çocuk Koruma Kanunu'na göre önemli bir kriter. Bu durumda acaba çocuk adalet sisteminde çalışan herkes için uzmanlık ve isteklilik şartının yerine getirilmesi nasıl sağlanabilir?

26 Haziran 2012

Hayde çocuklar çalışmaya!

Okulların uzun bir tatil dönemine girmesi ile birlikte tatile çıkamayan çocuklar aile bütçelerine katkı sağlamak için gece gündüz çalışıyorlar.




Her yıl olduğu gibi bu yıl da yaz tatilinin başlamasıyla birlikte aile bütçelerine katkı sağlamak için bazı çocuklar çalışmak zorunda kalıyorlar. 13 yaşında olan ve çalışmak zorunda olan bir çocuk bu durumu şöyle anlatıyor: “Ailemin ekonomik durumu iyi değil. Babam inşaat işçisi, başka bir yerden herhangi bir gelirimiz yok. Ayrıca önümüzdeki yıl okuyabilmem için şimdiden para biriktirmem gerekiyor. Bu yüzden ben de çalışmak zorundayım".

Yaz tatili bazı çocuklar için çalışmak demekse, bir kurum için de çocuğun çalışmasını engelleyici hizmetlerin üretilmesi ve sunulması demek olmalı değil mi? Bir çocuğun eğitiminin bir parçası olarak kendi harcamaları ile ilgili sorumluluk üstlenmesi ile, aile geçimini sağlama sorumluluğunun altına girmesi arasındaki devasa farkı görebiliyor ve ona müdahale edebiliyor muyuz? Bu ayrımı ve müdahaleyi yapmadan çocuk sayısını arttıran politikalar izlenmesi, çocukları her tür riske karşı korumasız bir hayata davet etmek değil midir?

25 Haziran 2012

İnsan Hakları Kurumu Kanunu

İnsan Hakları Tasarısının görüşmeleri ve oylaması Meclis'in çalışması için gösterge sayılabilir.




Perşembe günü mecliste kabul edilen İnsan Hakları Kurumu Kanunu, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 1993 yılında kabul ettiği “Paris İlkeleri” adıyla bilinen kararında öngörülen bağımsız denetim mekanizmasını kurmayı amaçlıyor.

Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Hakkında Kanun  2001 yılında kabul edilmiş ve bu Kanun uyarınca Başbakanlığa bağlı bir İnsan Hakları Başkanlığı kurulmuştu. Başkanlığın, Başbakanlığa bağlı bir kurum oluşu da, İnsan Hakları Kurumu Kanunu Tasarısının bağımsızlık konusunu istenilen biçimde çözmeye elverişli olmaması da eleştiriliyor.

Kurulların bağımsız olmasını sağlamak gerçekten çok önemli ama tam olarak bağımsız kurullar oluşturuluncaya kadar bu kurulların 11 yıllık deneyiminden hareketle asıl sorulması gereken şunlardır: Kurulların işlevlerini yerine getirmeleri kamu otoritelerini memnun eder mi? Kamu otoriteleri kendilerine hizmetleri ile ilgili bir eleştiri yöneltilmesinden memnun oluyorlar mı? Hizmetlerindeki eksiklikleri görmekten ve bunları gösterecek mekanizmalardan yararlanmayı işlevsel görüyorlar mı?

Eleştirilmek, kimsenin çok da sevdiği bir şey değildir. Ancak demokrasilerde insanlar açık eleştiri mekanizmalarının işlevselliğine inanır ve bunun varlığına tahammül gösterir, bundan yararlanmayı meziyet olarak kabul eder. Bu kuruların faaliyetleri arasında kamu kurumlarında eleştiriye açıklık anlayışını geliştirme gibi bir faaliyet yer alacak mı?

24 Haziran 2012

Bursa'da Sokakta Çalışan Çocuklar İçin Spor Projesi

Bursa'da sokaklarda yaşayan ve çalışan 614 çocuğun sporla suçtan uzaklaştırılıp, topluma faydalı bireyler olmaları için 'Geleceğine Sporla Hayat Ver' projesi başlatıldı.




Bursa'da sokaklarda yaşayan ve çalışan çocuklara yönelik 'Geleceğine Sporla Hayat Ver' Projesi başlatılmış. Sokakta çalışan 614 çocuğun da katıldığı Hilton Oteli'nde yapılan toplantıda konuşan İl Emniyet Müdürü Osman Kahya, projeyle çocukların sosyalleşmelerini sağlayarak suça itilmelerini engelleyeceklerini, gelecek birkaç yıl içinde Bursa'da sokakta çalışan veya yaşayan çocuk kalmayacağını belirtmiş. Her 30 çocuktan sorumlu 1 polis memuru vasıtasıyla her sabah çocukların evlerinden servisle alınacağı, yaz boyunca sportif aktivitelere katılacakları, kışın ise okula devamlarının sağlanacağı bildirilmiş.

Çocukların sokakta çalıştırılmaları büyük bir risk ve hak ihlali. Bu soruna müdahale etmeyi hedefleyen her proje de çok değerli. Ancak, uygulama sonuçlarını izlemek de bir o kadar önemli. Çocukların sokakta çalışmalarının engellenmesine yönelik sonuç kim tarafından nasıl izlenecek?

Örneğin, aile ile çalışmadan sadece çocukların sportif faaliyetlere katılmaları ile sorun nasıl çözülecek? Aile ile çalışılacak ise bunu kolluk nasıl gerçekleştirecek? Kolluğun bu yönde bir uzmanlığı var mı? Bu bir önleyici çalışma ama önleyici kolluk faaliyeti mi? Kolluğun önleyici kolluk faaliyetleri dışında faaliyetlere bu kadar ilgi göstermesinin nedeni bu alanda bir boşluk görmesi olabilir mi?

23 Haziran 2012

318 Çocuk Erkekliğe İlk Adımı Attı

Sivas Belediyesi tarafından organize edilen Geleneksel Toplu Sünnet Şöleni'nin 23.sü yapıldı. 318 çocuğun sünnet olduğu törende Vali Vekili Vefa Kaya da kirvelik yaptı.



Sivas Belediyesi tarafından organize edilen geleneksel toplu sünnet şöleni ile ilgili haberde, törenin saygı duruşu ve İstiklal Marşı okunmasıyla başlayıp, mehter takımı konseri ve Spor Akademisi öğrencilerinin wushu gösterisi ile devam ettiği ve program boyunca palyaçolar çocuklara çeşitli hediyeler dağıtırken, bazı çocukların korkudan ağladıklarının görüldüğü bildiriliyor.

Sünnet ile ilgili terminoloji ve uygulamalar çocuk haklarına uygun mu? Sünnet, cinsiyet kimliği kazandıran bir müdahale mi? Çocuğun bedenine yapılan bu tıbbi müdahale ile ilgili rızası alınıyor mu? Çocuklar için korkutucu ve acı verici olan bu müdahalenin zorlanarak yapılması hak ihlali değil mi? 


22 Haziran 2012

12 yaşında mayın kurbanı!

Hakkari'nin Çukurca ilçesinde meydana gelen mayın patlamasında 1 çocuk yaşamını yitirdi, 1 çocuk da yaralandı.



Hakkari Çukurca ilçe merkezinde yaşayan Şaban Arslan (12) ve Hemgin Altay (13), Irak sınırındaki Yeni Mahalle 49 nolu sınır taşı yakınlarında hayvanlarını otlattığı esnada mayına basmış. Meydana gelen patlamada yaralanan çocuklar ambulansla Çukurca Aile Sağlığı merkezine kaldırılmış. Şaban hayatını kaybetmiş, sağlık durumu ciddiyetini koruyan Hemgin ise Hakkari'ye sevk edilmiş.

Anti-Personel Mayınların Kullanımının, Depolanmasının, Üretilmesinin ve Devredilmesinin Yasaklanması ve Bunların İmhası ile İlgili Ottawa Sözleşmesi 1 Mart 1999'da yürürlüğe girdi.

Türkiye'de 1950-1955 ve 1984-1994 yılları arasında toprağa 1 milyon mayın döşendiği, depolarda ise imha edilmesi gereken 3 milyon mayın bulunduğu ileri sürülüyor. Mayınlar ve patlayıcı silahlar, nesillerdir çocukların hayatlarına veya sağlıklarına mal oluyor.

Türkiye'nin de 2003 yılında taraf olduğu Ottawa Sözleşmesi'ne göre, 1 Mart 2008 tarihine kadar stoklardaki mayınların imha edilmesi gerekiyordu. 1 Mart 2014 tarihine kadar ise toprağa döşeli mayınların temizlenmesi gerekiyor.

Ancak Suriye'de yaşanan olaylar gerekçe gösterilerek, Suriye'den yaşanacak olası göç dalgasını engellemek amacıyla mayınlı arazilerin temizlenmesi yükümlülüğünü 2020'ye erteleyen bir yasa değişikliği yapıldı.

2020'ye kadar çocuklarımızı ölüm ve sakat kalma riskine terk etmeye devam mı edeceğiz? Bu kabul edilebilir mi?

21 Haziran 2012

Okulların 3 yıllık suç bilançosu...

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, CHP Aydın Milletvekili Lütfi Baydar’ın soru önergesine verdiği yanıtta, 2009, 2010 ve 2011’de okullarda yaşanan sarkıntılık, taciz, hakaret, tehdit gibi suçlardan 9 bin 736 öğrenciye disiplin cezası verildiğini açıkladı.




Bu cezaların 3 bin 181’ini kız, 6 bin 555’ini ise erkek öğrenciler almış. Bu bilançonun okullara ve yıllara göre dağılımı ise şöyle olmuş:  
  • İlköğretim okulları: 2009’da 71, 2010’da 98, 2011’de 102 olmak üzere toplam 271 öğrenci.
  • Mesleki ve teknik okullar: 2009’da 1487; 2010’da 1632; 2011’de 1591 olmak üzere toplam 4 bin 710 öğrenci.
  • İmam hatipler: 2009’da 114; 2010’da 131; 2011’de 164 olmak üzere toplam 409 öğrenci.
  • Genel ortaöğretim: 2009’da 1264; 2010’da 1498; 2011’de  1584 olmak üzere toplam 4 bin 346 öğrenci.

Bu durumda asıl soru şu olmalı: 3 yılda yaklaşık 10.000 öğrencinin şiddet içeren eylemlerde bulunması neden engellenemedi?

Acaba eğitim sistemimizdeki ne tür eksiklikler buna sebebiyet veriyor, bakıldı mı?

Bundan sonrasında önlemek için ne tür önlemler alındı?

20 Haziran 2012

Hak Temelli Politikalar mı, Aileye Yönelik Yardım mı?

“Türkiye Sosyal Politikalarını Tartışıyor” konferansında basının ilgisi protestolara odaklandığından, konferansın içeriği medyada kendine yer bulamadı. Konferansta sosyal politikaların nasıl bir toplum istediğimize ayna tuttuğu vurgulandı.




"Türkiye Sosyal Politikalarını Tartışıyor" Konferansı, 15-16 Haziran 2012 tarihlerinde Koç Üniversitesi'nin Rumeli Feneri Yerleşkesi'nde düzenlendi. 

Konferansta yoksulluk, sağlık, eğitim, yaşlılık, engelli hakları, kadınlara yönelik politikalar gibi sosyal politikanın farklı yönleri ele alındı. Ayrıca, doğu-batı, kent-kır, etnik köken, toplumsal cinsiyet ayrımlarının Türkiye'deki sosyal politika tartışmalarına ne kadar yansıdığı her panelde sorgulanan konulardan biriydi.

Çocuk ve gençlere yönelik sosyal politikalar da konferansın gündem maddelerinden biri. Hazır bu konu konuşulmaya başlanmışken aşağıdaki sorulara da yanıt aramakta fayda olacağını düşünüyoruz:

  • Türkiye’nin üzerinde konuşulabilecek, farklı kesimlerin ve bu arada çocukların da katılımı ile hazırlanmış çocuklar ve gençler ile ilgili bir sosyal politikası var mı? Böyle bir politika hazırlanması düşünülüyor mu?
  • Sosyal politika belgelerinin hazırlanma biçimi konusunda bir fikir birliğimiz var mı? Örneğin araştırma sonuçlarına dayanması, toplumun bütün kesimlerinin ve özellikle de çocukların da temsil edildiği katılımcı süreçlerle hazırlanması, bütün toplumca bilinmesi, bir izleme ve değerlendirme stratejisinin olması gibi ilkelerimiz var mı?
  • Bir süredir, Türkiye’de çocukları da ilgilendiren çeşitli alanlarda (şiddetin önlenmesi, çocuk koruma, sokakta yaşama ve çalışmanın önlenmesi, mevsimlik tarım işçiliğinin önlenmesi vb.) stratejik planlar veya eylem planları hazırlanıyor. Bunların uygulanması izlenebiliyor mu? Bu planlar uygulanıyor mu? Sonuçları, etkileri değerlendiriliyor mu? Uygulanmaz ise ne oluyor?

19 Haziran 2012

İkinci yangın çocuk koğuşunda başladı.

Hayatını kaybeden 13 kişinin cenazesi ailelerine teslim edilirken dün akşam saatlerinde Şanlıurfa Cezaevi’nde ikinci kez yangın çıktı.




Şanlıurfa'dan sonra Adana’dan da akşam saatlerinde 2 cezaevi yangını haberi geldi. Ceyhan F Tipi Cezaevi’nde siyasi suçluların bulunduğu koğuştan dumanlar yükselirken, Kürkçüler E Tipi Cezaevi çocuk koğuşunda da yangın çıktı. Dumandan etkilenen 12 çocuk hastaneye kaldırılırken yangınlar bir saat içinde kontrol altına alındı.
Ceza infaz kurumlarının uygunsuz misafirleri olan çocuklar, her yerde olduğu gibi bu kurumlarda da tehlikelere en açık grubu oluşturuyorlar. Bilinir, çocuk koğuşu gerginlik zamanlarında en hareketli yerdir. Şimdi ne olacak? Bu çocukların yaraları iyileşse bile, bir de isyandan, kamu malına zarar vermekten yargılanacaklar. Kamu onlara bu nedenle dava açtığında, onlar adına da kamuya dava açılacak mı? Kime anlatmalı ki, bu düzen değişsin? Bu kurumlar çocuklara uygun değil…
Dikkatinizi çekti mi? Pozantı Çocuk ve Gençlik Ceza İnfaz Kurumu kapatılınca, çocukların bir kısmı Sincan’a sevk edilmişti. Ama bir kısmı da Kürkçüler Ceza İnfaz Kurumu'nda ayrı koğuşta kalıyormuş. Pekiyi, bu kurumu denetleyen bir cezaevi izleme kurulu yok muydu?





18 Haziran 2012

Sayın Bakan bu dilekçeleri görmediniz mi?

Şanlıurfa Cezaevi'nde 13 mahkumun feci ölümü acı bir gerçeği ortaya çıkardı. Mahkumlar ve avukatları 2 yıldır bu sorunu anlatmaya çalışmış.




Şanlıurfa Cezaevi'nde çıkan bir isyanda aynı koğuşta kalan 18 tutuklu ve hükümlüden 13’ü yanarak hayatını kaybetti. 5 kişi ise yaralandı. Şanlıurfa E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun 275 kişilik olduğu, buna karşın 1057 kişi tutulduğu bildirildi.

Devletin yasaları ihlal eden bireylere, yasalara uymanın önemini göstermek ve onu yasalara uymaya zorlamak için kurduğu kurumda, yaşam koşullarının nefes almaya veya uyumaya, yani temel gereksinimleri karşılamaya bile elverişli olmadığı uzun zamandır ileri sürülmekteymiş.

TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan Cezaevi Alt Komisyonu önümüzdeki günlerde Şanlıurfa Cezaevi'nde inceleme yapmayı planlıyormuş.

Daha ne kadar ceza infaz kurumu bu koşullarda çalışıyor. Yetişkinlerin bile tahammül etmekte zorluk çektiği bu kurumlarda kalan çocukların güvenlikleri nasıl sağlanıyor, ihtiyaçları nasıl karşılanıyor?

Bu koşullar bir insan hakkı ihlali, dolayısıyla da bir hukuki yardım konusu değil mi? Bu koşullarda yaşayan çocukların, gençlerin, aslında herkesin bir avukatı yok mu?

17 Haziran 2012

"Baba olduğumda nefes alamadım"

Emre Kınay, kızı Duru'yla ilişkisini ve babalık duygusunun kendisine neler ifade ettiğini anlattı.




Emre Kınay kızı ile ilişkisini ve babalık ile ilgili değerlendirmelerini anlatırken "İlk doğduğu an sadece nefes alamadığımı hatırlıyorum. Ben babamı 9 yaşımda kaybettim. Çok az hikayem var babamla. Duru'ya "babanla neler yapardınız?" diye sorduklarında anlatacak çok hikayesi olsun istiyorum." demiş.

Baba, her çocuğun varlığı ve gelişiminin en önemli unsurlarından biri. Bu rol ile ilgili farkındalık gittikçe artıyor. AÇEV'in başlattığı "Sen Benim Babamsın" kampanyası da, sürdürdüğü baba eğitim programları da bu alanda yapılan örnek çalışmalar.

Ancak babaların çocuğun hayatındaki rolünün önemi tüm toplumca biliniyor mu? Babaların bu rollerini yerine getirmeleri için destek hizmetlerinden yararlanmaları mümkün mü? Erkek çocuklar bu role uygun beceriler ile yetiştiriliyorlar mı? Türkiye'nin farklı yerlerinde değişen babalık rolleri ile ilgili yeterli bilgiye sahip miyiz?

16 Haziran 2012

15 yaşındaki öğrencisiyle yatakta basıldı.

Adana’da Sosyal Bilgiler dersi öğretmeni 35 yaşındaki U.K., görev yaptığı ilköğretim okulundaki 14 ve 15 yaşındaki iki öğrencisiyle cinsel ilişkiye girdiği iddiasıyla tutuklandı.




Adana’da bir ilköğretim okulunda görevli öğretmenin öğrencilerine cinsel istismarda bulunduğu ihbarını alan ahlak bürosu ekipleri, teknik ve fiziki takip başlatmış. Eşi de kendisi gibi öğretmen olan 1 çocuk babası öğretmenin evinde arama yapmak üzere mahkemeden arama kararı alan polis, evin kapısını kırarak içeri girmiş ve öğretmeni yakalamış. Gözaltına alınan öğretmen, emniyet müdürlüğündeki sorgusunda susma hakkını kullanarak "şefkate muhtaçlardı ben de ilgilendim" demekle yetinmiş. İstismar mağduru iki kız çocuğu da Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü’nce koruma altına alınarak  yurda yerleştirilmiş.
Kız çocuklarının anlattığı öykü, çocukların cinsel istismara maruz kalmalarına neden olan en önemli faktörlerden birini ortaya koyuyor: İlgisizlik. Yakın çevresinden ilgi, sevgi göremeyen çocuklar, onları istismar etmeye eğilimli yetişkinlerin hedefi haline geliyor. 
Pekiyi bu durumda sadece faili yakalamak ve cezalandırmak yeterli mi? Çocuğun bu ihtiyacını istismarcıdan önce fark edebilecek bir sistem kurmadan çocuk istismarı ile mücadele etmek mümkün mü?
Öğretmenlerden kaynaklanan istismar vakalarının sıklığı dikkate alındığında, bunu bireysel sapkınlık ile açıklamaya imkan kalmıyor. Bu durumda, hem Milli Eğitim Bakanlığı’nın hem de öğretmen sendikalarının konuyu acilen gündemlerine almaları gerekmiyor mu?

15 Haziran 2012

Çocuk hastanesinde çocuk doktoru yok!

Çanakkale'de ''bebek dostu'' seçilen hastaneye gelen doktorlar en fazla 3 ay duruyor. 




Çanakkale'nin Gelibolu ilçesinde 2004 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından "bebek dostu" seçilen Devlet hastanesinde ne çocuk doktoru, ne de kadın doğum doktoru varmış. Vatandaşlar hastaneye kalıcı doktorlar gönderilmesi için imza toplamaya başlamış.

Çocuk doktoru, özellikle de çocuk ve ergen psikiyatristi bulmak ülke geneli için çok zor. 25 milyon çocuk için sahip olunan çocuk ruh sağlığı hekimi sayısı 200'ü bulmuyor. Acaba çocuk doktoru olmayan çocuk hastanesi sayısı, çocuk ve ergen psikiyatristi bulunmayan hastane sayısı kaç? Bu illerde aileler en az 3 çocuk politikasına uyarlarsa, doğacak çocukların sağlığını kim koruyacak?

Çocuk sağlığını ilgilendiren her alan için yeterli uzman temin etmek üzere yapılmış bir plan var mı?

14 Haziran 2012

Haftada iki saatlik seçmeli Kürtçe.

4+4+4 için taslak ders çizelgesi hazırlayan Milli Eğitim Bakanlığı, Kürtçenin ikinci 4'te haftada iki saat seçmeli okutulmasını öngörüyor. Yeni eğitim öğretim yılında öğrencilerin ders yükü de artacak.




Milli Eğitim Bakanlığı, Kürtçe dersinin ikinci 4'te haftada iki saatlik seçmeli 'yaşayan diller ve lehçeler' adıyla verilmesini öngörmüş.

Ülke içerisinde konuşulan bir dilin eğitiminin verilmesi ve isteyen herkes için bu dili öğrenme olanağının sunulması önemli bir yenilik.

Ancak bu uygulamanın doğrudan BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi 30. maddesinde (bu maddede T.C. Hükümeti'nin çekincesi bulunmaktadır) yer alan çocuğun kendi dilini kullanma hakkını güvence altına almak için elverişli olduğu söylenebilir mi?

13 Haziran 2012

Çocuklardan "Çocuk İşçiliğine Hayır" Sergisi

Aydınlı çocukların Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü etkinlikleri kapsamında düzenliği “Çocuk İşçiliğine Hayır” sloganlı sergi ve kermesi ilgi gördü.
 
 
 
Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü etkinlikleri kapsamında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Çocuk Hizmetleri Genel Müdürlüğü Aydın Çocuk ve Gençlik Merkezi'nde barınan çocukların el becerilerinden oluşan eserler "Çocuk İşçiliğine Hayır" sloganı ile sergilenmiş. Sergi kapsamındaki etkinliklerde sokakta çalıştırılan ve yaşayan çocukları korumak amacıyla kurulan "ALO 183" hattının öneminin anlatıldığı broşürler dağıtılmış.
 
Çocuğun çalıştırılması, çocuğun okuldan uzaklaşmasına ve gelişiminin zarar görmesine neden oluyor. Aynı zamanda çalışma ortamı pek çok istismar tehlikesini de barındırıyor. Bu nedenle çocukların kötü koşullarda gelişimlerine zarar verecek iş kollarında veya gelişimlerine zarar verecek biçimlerde çalıştırılmasının önlenmesi gerekiyor.
 
Çocuk işçiliği yoksulluk, ucuz emek ihtiyacı, kalitesiz eğitim veya yetersiz eğitim olanakları gibi sorunların sonucu olduğuna göre, çocuk işçiliğini önlemek için, çocuğunu çalıştırana "çalıştırma" demek yeterli bir mücadele biçimi olamaz. 
 
Öyleyse mücadele stratejimizin yeterliliğinden emin olmak için, çocuğun çalıştırılmaya yönlendirilmesini engellemek üzere ailenin sosyo-ekonomik ihtiyaçlarını karşılamaya, çocuğu okulda tutmaya yönelik ne tür politikalarımız olduğuna bakmaya ve yasalara aykırı çalışmayı denetlemeye yönelik hizmetlerimizi gözden geçirmeye ihtiyaç yok mu?
 
Örneğin, 13 yaşında orta öğrenimini tamamlamış ve akademik eğitime devam etmeyen çocuğun 15 yaşından önce çalışma yaşamına yönlendirilmesini engellemek için alınan herhangi bir tedbir var mı?    

12 Haziran 2012

Çocukları köpekle korkutup, buzdolabına kapatmış!

Adana'da yaşları 8 ve 11 olan iki çocuğun bir işletmeci tarafından kaçırılıp derin dondurucuya atılarak işkence edildiği iddia edildi. Kaçırılan M.Ç. (8) ve F.A. (11) ile birlikte Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi'ne gelen İbrahim Ç. (35) ve Mehmet A. (42), çocuklarını kaçırdığını iddia ettikleri şahıstan şikayetçi oldu.




Adana'da yoğurt üretimi yapan bir işletmecinin bir arkadaşı ile birlikte biri 8, diğeri 11 yaşında olan ve pet şişe toplayan iki çocuğu kaçırıp önce su kanalında ıslattığı, sonra da köpekler ile korkutup derin dondurucuya kapatarak işkence ettiği iddia ediliyor. Çocukların ve babalarının bu işkenceyi yapan kişilerden şikayetçi olduğu ve bu kişilerin arandığı bildiriliyor.

Bu olay sonrasında yapılacak işlemler çocuk koruma sisteminin Türkiye'deki işleyişini anlamamıza yardımcı olacak. O nedenle şu soruların yanıtlarını birlikte sormamız gerekir:  

1. Sadece işkence yaptığı ve çocukları alıkoyduğu iddia edilen şahıslarla ilgili adli soruşturma mı yürütülecek?

2. Pet şişe topladığını söyleyen biri 8, diğer 11 yaşındaki çocukların korunma ihtiyacı ve bu çocukların ailelerinin destek ihtiyacı araştırılacak mı?

3. Şüphelilerin çocuğa karşı uyguladıkları iddia edilen şiddet eyleminin büyüklüğü dikkate alınarak, şüphelilerin çocuklarının olup olmadığı, var ise risk altında olup olmadıkları araştırılacak mı?

11 Haziran 2012

İlköğretim okulunda taciz gözaltısı!

Hatay’da ilköğretim okulunda bazı öğrencilere cinsel istismar ve tacizde bulunulduğu, reşit olmayanlarla ilişkiye girildiği iddiasıyla aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu 5 kişi gözaltına alındı.




Hatay'da bir ilköğretim okulunda bazı öğrencilere 2007 yılından itibaren cinsel istismar ve tacizde bulunulduğu, reşit olmayanlarla ilişkiye girildiği iddiasıyla başlatılan adli soruşturmada, aralarında kamu görevlilerinin de bulunduğu toplam 5 kişi şüpheli sıfatıyla gözaltına alınmış.

Hatay Valiliği internet sitesinden yapılan basın açıklamasında ise, okulun bulunduğu yer ve okulun adı ile olayın gerçekleştiği zaman dilimi de verilerek şüpheliler hakkında soruşturma başlatılacağı, mağdur çocuklarla ilgili koruyucu ve rehabilite edici nitelikteki her türlü önlemin valilik tarafından ivedilikle alınacağı bildirilmiş.

Valilik yetkilileri, ivedilikle alınması gereken en büyük önlemin gizlilik olduğunu bilmiyor mu? Okulun adını ve yerini vererek yaptığı açıklama ile bu okuldaki (hatta köydeki) bütün çocuklar için oluşturduğu riskten doğan mağduriyeti önlemek için ne yapılacak?  


10 Haziran 2012

Türkiye'ye AİHM'den velayet mahkumiyeti.

AİHM, ABD'de yaşayan İlker Ensar Uyanık'ın kızı Yasemin Nur'un velayetini Türkiye'de yaşayan anneye veren İzmir Aile Mahkemesi'nin kararı nedeniyle Türkiye'yi 12 bin 500 Euro tazminat ödemeye mahkum etti.




ABD'de yaşayan Türk bir çift boşanmaya kalkınca kızlarının velayeti sorun olmuş. ABD'de yaşanılan yer mahkemesine müracaat eden baba, çocuğun bakım ve muhafazasına dair geçici tedbir almış, ancak anne çocuğu Türkiye'de tuttuğu için bu karar uygulanamamış. Kararın uygulanması talebi Amerikan Merkezi otoritesi tarafından Türkiye Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü'ne iletilmiş, Bakanlık 2008 yılında İzmir Cumhuriyet Savcılığı'ndan La Haye (Lahey) Sözleşmesi'ne göre çocuğun yerinin belirlenmesi ve gözden kaybedilmemesi için önleyici tedbirlerin alınması konusunda talepte bulunmuş.

Bu arada anne de Türkiye'de boşanma davası açarak çocuğun ülke dışına çıkartılması yasağı koydurmuş. Babanın velayet hususundaki uyuşmazlığı çözmeye Amerikan mahkemelerinin yetkili olduğuna ve çocuğun Türkiye'de bulunmasının La Haye Sözleşmesi'ne aykırı olduğuna ilişkin savunmalarına rağmen İzmir Aile Mahkemesi "çocuk babadan ziyade anne sevgisine muhtaçtır" gerekçesiyle çocuğun ABD'ye iade talebini reddetmiş.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, çocuğun yararının her iki ebeveyn ile de ilişkisini sürdürmesinde bulunduğunun dikkate alınmamasını ve yetkili mahkeme kuralına uyulmamasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ihlali sayarak, Türkiye'yi tazminata mahkum etmiş.

Kaç yıllardır, çocuk anne sevgisine muhtaç diyerek velayet kararları veriliyor. Bu durumda babaların sorumluluk almaları nasıl sağlanır?

Bu karar iki konuyu yeniden düşünmemiz gerektiğini hatırlatmıyor mu? (1) Babaların çocuğun bakımındaki rolü, (2) çocuğun yüksek yararı ilkesi...   

9 Haziran 2012

4+4+4 Çocuk İşçi Yaşını 13'e Düşürür!

4+4+4 düzenlemesiyle çocuk işçilik yaşı fiilen ortaokulun bitiş yaşı olan 13'e düşecek. Okumayan çocuğun çalışma yaşamına itilir. 4+4+4'ün çocuk işçiliği açısından olumsuz sonuçları yakın dönemde istatistiklere de yansıyacaktır.




Çocuk işçiliği ile eğitim sistemi arasındaki kritik ilişki nedeniyle uzmanlar başından beri, 4+4+4 diye kamuoyuna yansıyan ve okula başlama ve mesleki eğitime yönlenme yaşını aşağıya çeken 222 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu'nda değişiklik yapan düzenlemelerin çocuk işçiliği yaşını 13’e çekme riskine dikkat çekiyor.

Dünyada’da her beş çocuktan biri çalışıyorsa, bu hiç de göz ardı edilmeyecek büyüklükteki riski bertaraf etmek için alınan tedbirleri üretmek Devletin ve toplumun sorumluluğu, bu tedbirlerin neler olduğunu bilmek ve üretim sürecine katılmak da vatandaşın hakkı değil mi?

8 Haziran 2012

Kaldırımda doğum yapan kız ile ailesi bulundu.

İstanbul Bağcılar'da kaldırımda yürürken doğum yaptıktan sonra bebeği bırakıp giden kız ile anne ve babası bulundu.




Bağcılar'da kaldırım üzerinde doğum yaptıktan sonra bebeği bırakıp kaçan 16 yaşındaki N.A. ile annesi F.A. ve babası Ö.Z.  gözaltına alınmış. N.A. ile anne ve babası emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmiş ve aile serbest bırakılmış. Sağlıklı olduğu belirlenen kız bebek ise hastaneden taburcu edildikten sonra çocuk esirgeme kurumuna teslim edilecekmiş.

Emniyette yapılan sorgulamada N.A. 1,5 yıldır arkadaşlık ettiği M.A. ile 2011 yılının Ağustos ayında ilişkiye girdiğini söylemiş. M.A.'nın aranması sürüyormuş. N.A.'nın ifadesinde iki erkeğin daha ismini verdiği ileri sürülmüş ve bu kişilerden birinin hapiste, diğerinin ise askerde olduğu belirtilmiş.

Annesi ve babası tarafından istenmeyen ve daha doğduğu anda kaldırım üzerine terk edilen bu bebek için Devlet bakımı ne anlam ifade ediyor acaba? Annesi ve babası olan çocuklar ile arasında hiçbir fark olmadan yaşaması sağlanabilecek mi? Bütün fiziksel ihtiyaçları karşılansa bile, özellikle ailenin kutsandığı bir ortamda duygusal ve sosyal gelişimi açısından bu mümkün olacak mı?

Öyleyse bir yandan ailenin kutsanması, öte yandan istenmeyen gebelikten doğan çocuğa Devlet bakar denmesi, çocuğun psiko-sosyal gelişimi için ihtiyaç duyacağı sosyal çevre ihtiyacını görmezden gelmek değil midir?

7 Haziran 2012

Profesör Nesin'den 'ahlak ve karakter dersi'ne tepki...

Prof. Dr. Ali Nesin, 'ahlak eğitimi', 'değer eğitimi' ve 'karakter eğitimi' başlıklı dersleri eleştirerek, 'Dindar nesil yetiştirmek için çok uygun. Tamamen beyin yıkamaya yönelik' dedi.




Eğitimciler ve pedagoglar Milli Eğitim Bakanlığı'nın 58 başlık altında topladığı 4+4+4 kitapçığını Taraf'a değerlendirmiş. Eğitimciler, "Yabancı okullara ortaokul engeli ayrımcılık, birinci sınıftan itibaren 'ahlak ve karakter eğitimi' dersleri ise dindar nesil yetiştirme amacı taşıyor." demiş.

Hükümet, 2012 yılında BM Çocuk Hakları Komitesi'ne sunduğu 2. periyodik raporunda Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin eğitim hakkını ve kültürel hakları düzenleyen 14, 29 ve 30. maddelerine konan çekinceler konusunda mevcut uygulamaya devam edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Farklı dil ve değerlere uygun eğitim ile ilgili olarak da "bu hususlar (BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ve Lozan Antlaşması) saklı kalmak kaydıyla; etnik köken, dil veya din bakımından farklı gruplara mensup çocukların, kendi kültüründen yararlanma, kendi dinine inanma ve uygulama, yahut özel alanda kendi dilini kullanma bakımından sorunu bulunmamaktadır." demiştir.

Oysa Prof. Dr. Ali Nesin, Başbakan'ın dindar nesiller yetiştirilmesine dair açıklaması ve eğitim müfredatı ile ilgili uygulamaları değerlendirerek, "ben çocuklarımı bu sisteme uyan bir okulda okutmam" diyor. Devletin görevi, eğitimin amacını belirlerken herkesi çocuğunun kendi kültürel kimliğine, dil ve değerlerine uygun biçimde yetiştirileceğine güvenmesini sağlamak değil midir? Vatandaşlar bu konuda Devlete güvenmezler ise çocuklar eğitim hakkını nasıl kullanacaklar?

6 Haziran 2012

'Suça sürüklenen çocuk' cezaevine!

Mahkeme, 'suça sürüklenen çocuk' dediği Kevser Akçelik'e 6 yıl hapis cezası verdi. Akçelik'in avukatları kararı temyiz edecek.




Şırnak'ta, Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Daimi Meclis Üyesi olduğu iddia edilen ve PKK'nın gizli sivil yapılanması Kürdistan Topluluklar Birliği Türkiye Meclisi (KCK/TM) gençlik yapılanması içerisinde olduğu gerekçesiyle tutuklu yargılanan 18 yaşındaki bir çocuk, 'Kürtçe savunma ısrarı' nedeniyle savunma hakkında vazgeçmiş sayılarak Şırnak Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 6 yıl hapis cezasına çarptırılmış.

Bir çocuğun, bir örgütün gençlik yapılanmasının içinde yer alması engellenmek isteniyorsa en etkili yöntem bu sebeple çocuğu hapsetmek midir? Başka çarelere sahip değilsek bu bizim eksikliğimiz değil midir?

Bir ülkede hukuk uygulayıcısının elinde, kanunun öngördüğü suç sayılan eylemi gerçekleştirmiş çocuk için ceza uygulamaktan başka seçenek yoksa, o ülkede çocuğa özgü adaletin (ÇHS 40) varlığından bahsedilebilir mi? 

5 Haziran 2012

16'lık Sevgiliye 3 Bin 856 Mesaj

ABD'de 16 yaşındaki öğrencisiyle ilişkiye girdiği için yargılanan Türk öğretmen sessizliğini bozdu.




ABD'nin New York kentinde 16 yaşındaki öğrencisiyle ilişkiye girdiği için tutuklanan ve kocasının ödediği 10 bin dolarlık kefaletle serbest kalan Türk öğretmen Erin Sayar ile ilgili Türkiye'deki haberler ile Amerika'daki haberlerin dilindeki farklılık, Türkiye'de çocukları cinsel istismara karşı korumasız bırakan bakış açısını ortaya koyar nitelikte. Bir çocuk istismarı haberini "16'lık Sevgili" veya "17'lik Kız" başlığı ile verebilmeyi ve bunda etik bir sorun görmemeyi tartışmak gerekmiyor mu?

Çocukların cinsel ilişkiye rıza gösterme yaşının 18'in altında olduğu ülkelerde bile yetişkinlerin cinsel ilişkiye rıza gösterme yaşındaki çocukla cinsel ilişkiye girmesi tabu olarak kabul edilirken, gazetecinin çocuğu cinsel partner olarak görmek veya göstermekten sakınma yükümlülüğü yok mu?

Eğer bu ülkede çocuğun cinsel istismarı ile mücadele edilecekse, üzerinde çalışılması gereken alanlardan biri de medyada çocuk istismarı haberlerinin yer alış biçimleri olmak zorunda değil mi?

4 Haziran 2012

İstanbul'da süs havuzu faciası!

Görgü tanıklarının anlattığına göre çocuklar vatandaşlar tarafından havuzdan çıkarıldı, bu sırada ikisinin de bilinci kapalıydı.




İstanbul'un Zeytinburnu ilçesinde süs havuzuna giren 2 kardeşe elektrik çarpmış; 13 yaşındaki Servet Koçak hastanede hayatını kaybetmiş.

Mahalle sakinleri, süs havuzu çevresinde önlem alınmamasından yakınarak, "Daha önce yetkilileri uyarmıştık. Hiçbir önlem alınmış değil. Bu havuzun buradan kaldırılması gerekirdi." diye sitemde bulunmuş.

Çözüm, gerçekten de süs havuzunu kaldırmak mı? Onu kaldırırsanız Zeytinburnu sahilinden denize girmeye çalışmayacaklar mı? Boğazı ne yapacaksınız? İçinden dere geçen şehirlerde her yıl birçok çocuk derede boğulmuyor mu? Dereleri ne yapacaksınız?

Demek ki çocuklar yüzmek istiyor. Bu onların hakkı (ÇHS 31) değil mi? Hangisine üzülmeli: Belediye'nin ilçedeki bütün çocukların yararlanabilecekleri spor tesisleri kurma görevini yerine getirmemesine mi; yoksa Belediye'den (Belediye Kanunu 14/a) bunu talep etmeyen veya etmeyi aklına dahi getirmeyen hemşehrilere mi?

3 Haziran 2012

Çocuk pornosu çetesine baskın!

Ankara’da sorgulanan şüpheliler arasında yönetmen, profesör, avukat ve öğretmenler de bulunuyor.
 


 
Emniyet Genel Müdürlüğü Bilişim Suçlarıyla Mücadele Daire Başkanlığı'nca yürütülen 2 yıllık sanal takip sonucu önceki gün başlatılan operasyon kapsamında 18 ilde 300 adrese eş zamanlı baskın yapılmış. Operasyonlarda gözaltına alınan ve çocukların görüntülerini çekip, şantaj ile fuhuşa sevk ettikleri iddia edilen 194 şüpheli arasında 5 kamu görevlisinin yanı sıra, yönetmen, öğretmen ve avukatın da bulunduğu iddia ediliyormuş.



Çocukların kaldıkları kurumlarda istismara maruz kalmaları ve çocuk istismarında adı geçenlerin arasından kamu görevlilerinin bulunması özel dikkati gerektiren bir durum değil mi?

Bu olaylar ile milletvekili Levent Tüzel'in soru önergesine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından verilen yanıt birleştirilince durum daha da vahim hale gelmiyor mu? Bu yanıtta "Koruma, destek hizmeti ve ayni ve nakdi yardım yapılan çocuk sayısının 56 bin 523; bu çocuklara nitelikli bilimsel hizmet sunabilecek kadrolu psikolog sayısının 15, sosyal çalışmacı sayısının 31, çocuk gelişimcisi sayısının 38, öğretmen sayısının ise 99 olduğu bildiriliyor.

Bu durumda personel eksikliğini gidermek için geliştirilen ve personelde çocuk istismarı konusunda gerekli beceri ve tutumun geliştirilmesi için plan nedir diye sormak her vatandaşın sorumluluğu değil mi?   


2 Haziran 2012

Bir zamanlar zorbaydım!

YÖRET Vakfı, tüm bu sorunlara çözüm bulabilmek için, "çocuklar okullarda barış içinde okusunlar diye", "Barışçıl Okuldan Toplumsal Barışa" projesini uyguladı. Çocuklar hem şiddet görüyor hem uyguluyor.




Öğrencilerin %22'sinin fiziksel, %53'ünün sözel şiddete maruz kaldığı; %35'inin fiziksel, %48,7'sinin ise sözel şiddet uyguladığı tespit edilmiş.

YÖRET Vakfı'nın, eğitimdeki şiddet ve ayrımcılık sorunlarına çözüm bulabilmek için İsveç Konsolosluğu Türk-İsveç İşbirliği Birimi desteğiyle uyguladığı "Barışçık Okulda Toplumsal Barışa" projesi kapsamında, 39 ilçede 40 okulda, 800 öğretmene, 32 bin öğrenciye ve 64 bin anne-babaya ulaşılmış.

Akran zorbalığı veya akran istismarı, uzmanlarına göre son yılların en önemli ancak hakettiği ilgiyi göremeyen konusu. Çocukların hayatlarında önemli etkileri olduğu ileri sürülen okulda akran istismarının boyutlarını ortaya koyan bu çalışma, konunun bütün eğitim ortamlarının yeniden düzenlenmesinde ele alınmasını sağlayabilecek mi?  



1 Haziran 2012

'Hükümet kadro verirse...'

Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, ''Hükümetimizin kadro vermesi halinde Ağustos ayında ciddi manada bir öğretmen ataması yapacağız'' dedi.
 
 
 
 
Milli Eğitim Bakanı katıldığı bir açılış töreninde 4+4+4 kanununa ilişkin "öğretmen, derslik yetmeyecek, programlar ağır" türünden eleştirilere yanıt olmak üzere; "Onların hepsi bizim sorunumuz, hükümetin sorunudur... Hükümetimizin kadro vermesi halinde Ağustos ayında da yine ciddi manada bir öğretmen ataması yapacağız." ve "Bu tereddüt bizim vatandaşımızın aklında yok. Çocuğunu gönderecek onu ben biliyorum." demiş.
 
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayınlanan rapora göre, Türkiye'de 15-19 yaş grubundaki gençlerin %43.7'si eğitimden dışlanmış durumda iken eğitimde kalite sorunu sadece hükümetin sorunu olabilir mi?
 
Bakanın güvendiği, bu soruları sormadan çocuğunu okula gönderecek veli, istenilen ebeveynlik biçimi olabilir mi?
 
Ebeveynler böyle davranacak olursa ÇHS 3/2 ve18/2 gereğince bunu bir risk işareti olarak kabul edip, anne-baba eğitim programlarını ve danışmanlık hizmetlerini acil planlama gereksinimi hissedecek bir yetkili makam var mı?