Hümanist Büro çocukla ilgili haberleri yorumluyor...


24 Eylül 2012

Davutoğlu BM'de Çocuklar için imza attı.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bugün BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Üçüncü Ek Protokolü'nü imzaladı.




Türkiye BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi'nin Birinci ve İkinci Ek Protokollerini daha önce imzalamıştı. Yeni imzalanan Üçüncü Ek Protokol, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin denetim organı olan Çocuk Hakları Komitesi'ne bireysel başvuru hakkının tanınmasını öngörüyor.
 
Acaba çocuk hakları ihlalleri ile mücadele için öngörülen bu etkili yöntemin Türkiye'de yaşayan çocuklar tarafından kullanılmasını sağlayabilecek miyiz? 


23 Eylül 2012

Çocuk istismarcısı en çok internette tuzak kuruyor.

Cinsel istismar vakalarından yola çıkan doktorların araştırması, internetin sabıkalı olduğunu ortaya koydu. 862 mağdur çocuktan yüzde 62.5’i tacizciyle internette tanıştığını söyledi.




Dr. Sami Ulus Kadın Doğum, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İzlem Merkezi’nde 15-16 yaş grubu ile yapılan bir araştırma cinsel istismar mağdurlarının önemli bir bölümünün tacizci ile internette tanıştığını ortaya koyuyor. 30 mağdurun 22’sinin tanışmanın ardından cinsel istismara uğradıkları görülmüş. Araştırmaya dahil edilenler arasında 30 kişiden 19’u erkek arkadaşı ile facebook paylaşım sitesi ile tanıştıklarını belirtmiş, 21’i tecavüze uğradığını, 5’i kendisine ait görüntülerin internet üzerinden dağıtıldığını, 2’si internet aracılığıyla pornografiye maruz bırakıldığını, 2’si de web-cam yoluyla istismar edildiğini bildirmiş.
 
Bu tür araştırmalar önleme stratejisi geliştirmekten sorumlu kurumlar için çok önemli veriler sunuyor. Öyleyse bu araştırmanın sonuçları ile ne yapabileceğimizi düşünmeliyiz. Ne yapmalı? Çocukları sanal alemde taciz edenlere verilecek cezaları arttırsak olur mu? Yoksa başka yollar mı düşünmeli?
 
Örneğin çocukları bu tür risklere karşı bilinçlendirmek gerekmez mi? Veya medya okur yazarlığı dersi hiç araştırılıyor mu? Bu dersin etkili, elverişli programı ve materyali var mı? Her okulda bu dersi verebilecek öğretmen var mı? Çocuklar bu dersi seçiyor mu, seçmelerini sağlamak için farkındalık yaratılıyor mu?

22 Eylül 2012

Okul saatinde çocuk çalıştıran patronlara büyük ceza geliyor!
 
Yeni Anayasa'da yeni sosyal haklar... Dört partili TBMM Uzlaşma Komisyonu'nda kabul edilen düzenlemede, 'Küçüklerin yaşlarına uygun olmayan, sağlıklarına veya fiziksel, ruhsal, ahlaki gelişmelerine zarar verecek veya eğitimlerini engelleyecek işlerde çalıştırılmaları yasaktır.' ifadesi yer aldı. Buna göre, okul saatinde çocuk çalıştıran işveren, Anayasal suç işlemiş olacak.
 
 
 
 
AKP, CHP, MHP ve BDP; çocuk işçiliğinin önlenmesi için Anayasa'nın gerekçe bölümünde 'Çocukların eğitimlerini engelleyecek her türlü işte çalıştırılmaları yasaktır.' ifadesinde uzlaşmış. Yani okul saatinde çocuk çalıştıran işveren, Anayasa'yı ihlalden yargılanabilecek. Ayrıca kadın istihdamını artırmak için işverene kadın çalışan için kreş hizmeti sağlama yükümlülüğü de getiriliyormuş.
 
Anayasa’da çocuk işçiliğini engellemeye yönelik bir düzenleme yapılması elbette olumlu bir gelişme. Ancak bunu yasaklama ile gerçekleştirmeye çalışmak uygun mu? Bu hüküm çocuğun gelişimi için zararlı olacak nitelikte her tür çalıştırılmadan korunma hakkının (ÇHS 32) sadece ufak bir bölümüne denk gelirken, bu düzenlemeyi yeterli kabul edebilir miyiz?
 
 

21 Eylül 2012

4+4+4'te Beklenen Karar Açıklandı

Anayasa Mahkemesi, CHP'nin 4+4+4 ile ilgili iptal başvurusunu karara bağladı.




Anayasa Mahkemesi, kamuoyunda 4+4+4 olarak bilinen 6287 sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un bazı hükümlerinin iptal istemi ile CHP tarafından açılan davayı reddetti.
 
Bu durumda 66 ayı doldurmakla birlikte gidecek okul, yaşına uygun olanaklara sahip sınıf veya eğitim programı ya da eğitmen bulamayan çocuklar haklarını nasıl ve nerede aramalılar? Alt yapıyı hazırlamadan çıkarılan kanunun yaratacağı fırsat eşitsizliği ile nasıl mücadele edilecek?

20 Eylül 2012

Çadırdaki Çocuklara 'İhale' Engeli

Yeni eğitim-öğretim dönemi 17 Eylül Pazartesi günü başladı. 17 milyon öğrenci için ilk zil çaldı.




Yeni eğitim-öğretim dönemi başladı. Ancak Çukurova'da mevsimlik tarım işçilerinin çocukları henüz ders başı yapamadı. Servis ihalesi yapılamayınca ilköğretim öğrencileri çadırlarda kaldı.

Yüreğir İlçesi'ne bağlı Solaklı Beldesi'ndeki çadırlarda barınan Şanlıurfalı İbrahim (50) ve Şemse (42) çiftinin 9 çocuğundan 4'ü ilköğretim düzeyinde. Ailenin en büyük çocuğu 21 yaşındaki Hüseyin tarlalarda ders çalışarak önce Muğla Üniversitesi Matematik Bölümü'nü kazanmış. Buraya devam edemeyen Hüseyin, ikinci kez girdiği sınavda Mustafa Kemal Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Fakültesi'ne girmiş. Baba İbrahim, güçlükler içinde üniversiteyi kazanan büyük oğlu gibi diğer çocukları Özlem (13), Ömer (11), İsmail (9) ve Hasan Furkan'ı (6) da okutmak istiyormuş. 10 kilometre mesafedeki Yunusoğlu İlköğretim Okulu'na kayıt yaptıran 4 çocuk, geçtiğimiz yıl 'teşekkür ve takdir' belgeleriyle dönmüş. Mevsimlik işçi olarak Çorum'da çalışırken eğitim sezonu için Adana'ya dönen İbrahim Şanlıses, kaymakamlıkla anlaşma sağlanamadığından taşıma ihalesinin yapılamadığını söylemiş.
 
Okulların ne zaman açılacağı ve bu sırada mevsimlik tarım işçilerinin nerede olacağı bilinirken, planlama eksikliğinden kaynaklanan bu zarardan birisi sorumlu olmalı değil mi? Acaba kendini bu zarardan ve bu zararı verenleri tespit etmekten sorumlu gören kimse var mı? Örneğin bu konu yeni kurulan Kamu Denetçiliği Kurumu'nun önüne gitse ne yapılır?

19 Eylül 2012

Kurşunlar Türk tarafına düştü: Biri çocuk 3 yaralı.

Suriye'nin Rakka kentine bağlı Tel Abyad ilçesinde devam eden çatışmalarda, Akçakale ilçesinde şarapnel parçalarının isabet ettiği 1'i çocuk 3 kişinin yaralanmasına neden oldu.




Türkiye sınırındaki Tel Abyad Sınır Kapısı'nı ele geçirmek için saldırı düzenleyen Özgür Suriye Ordusu ile Beşşar Esed'e bağlı güçler arasında süren çatışmalarda seken kurşunlar Türkiye'nin Suriye sınırındaki bazı evlere isabet etmiş. Seken kurşunlardan hafif yaralanan Emine Emiroğlu (20), Fadile Bayat (24) ve kızı Medine Bayat (1) Akçakale Devlet Hastanesi'ne kaldırılmış.

Devletin silahlı çatışma ortamlarından çocukları koruma yükümlülüğü (Cenevre Ek1. Protokol md. 48) bu gibi durumlar için değil mi? Bu bölgede sivillerin yaşamlarını sürdürmelerine izin verilebilir mi?

18 Eylül 2012

Çocuk tacizcisine 'iyi hal' indirimi...

Yöneticisi olduğu okulda çok sayıda kız çocuğunu taciz eden ve bazılarıyla ilişkiye giren Fahrettin K. için yapılan ceza indirimleri arasında 'iyi hal' de bulunduğu ortaya çıktı.




Siirt'te yöneticisi olduğu okuldaki küçük kızlara cinsel istismarda bulunan, skandal açığa çıktıktan sonra uzun süre firari yaşayan Fahrettin K.'ya indirimli ceza uygulanmış. Daha önce davanın 10 tutuklu sanığını 5 ila 32 yıl arasında değişen oranlarda hapis cezasına mahkum eden, ancak başta tatminkar bulunan cezalarda çok sayıda indirim yaptığı ortaya çıkan Siirt Ağır Ceza Mahkemesi'nin 4 kız için toplam 46 yıl hapisle cezalandırdığı Fahrettin K.'nın cezasında da birçok indirime gittiği anlaşılmış.
 
Bu haberin yarattığı etki nedir? Bu haberi okuyanlar, çocuğun cinsel istismarına karşı toleransı düşük bir toplum olduğumuzu ya da etkili bir mücadele stratejisine sahip bir toplum olduğumuzu söyleyebilir mi? Her mahkeme kararından sonra onun yerindeliğini veya verilen cezanın ağırlığını tartışmak dışında bir şey yapmaz isek, gerçekten çocuğun cinsel istismarı ile mücadele edebilir miyiz? Eğer cezalar yetersiz, takdirler hatalı geliyor ise, bunda toplumun sorumluluğu nedir diye sormadan ilerleyebilir miyiz?

17 Eylül 2012

'Çocuk gelin' isyan etti: Aile böyle mi korunuyor?

2006 yılında 14 yaşında sevgilisiyle kaçan ve 2008'de de resmi nikah yapan Ayşenur Demirhan'a 6 yıl sonra olmadık yerden 'adalet' geldi.




Bir kız çocuğu 14 yaşındayken o sırada 19 yaşında olan bir genç tarafından kaçırılıyor. Kızın anne babası şikayetçi oluyor ve genç hakkında soruşturma başlatılıyor. Olay 6 yıl önce olmuş. Bu arada bu çift evleniyor ve bir de çocukları oluyor. Şu anda 3 yaşında. Dava yeni sonuçlanıyor ve şu anda 25 yaşında olan gencin “çocuk istismarından” 8 yıl 4 ay hapsine karar veriliyor. Evin geçimini sağlayan kişi hapse girince ortada kalan bir genç kadın ve 3 yaşındaki çocuğu kayınpederinin evine sığınıyor. Kayınpederin bir sorusu var: "Kanun şimdi bu kızı koruyor mu yoksa perişan mı ediyor?”
 
Burada mesele ne? Madem olan olmuş, artık affedin gitsin denmemiş olması mı? Yoksa zamanında (ki, çok eski değil sadece 6 yıl önceden bahsediyoruz) çocuk koruma ve adalet sisteminin birlikte hareket ederek duruma doğru biçimde müdahale etmemiş olması mı?
 
Bu olay bize bir büyük hatayı gösteriyor. Pekiyi bu hata son olacak diyebilir miyiz? Elbette! Eğer birisi çıkar, buradan bir ders çıkarmalıyız ve bu sistemi değiştirmeliyiz, çocuk koruma ve adalet sistemini birlikte çalışır hale getirecek bir hizmet modelini benimsemeliyiz derse, elbette…

16 Eylül 2012

16 yaşında hamile kaldı, 8,5 aylık bebeğiyle öldü.

Ağrı’nın Doğubayazıt İlçesi’nde 16 yaşındaki anne adayı Z.Ö., karnındaki 8,5 aylık bebeğiyle öldü. Çocuk yaşta evlendirilen anne adayının cenazesi, kesin ölüm nedeninin belirlenmesi için Trabzon Adli Tıp Kurumu’na gönderildi.




Doğubayazıt İlçesi’ne bağlı Suluçem Köyü’nde oturan 26 yaşındaki Mehmet Ali Kaya, bir yıl önce aynı köyden bir kız çocuğu ile evlendi. Bu evlilik ailelerin rızası ile gerçekleşti ve nikahı köyün imamı kıydı. Bu yıl 16 yaşında olan kız çocuğu 8,5 aylık hamile iken iki gün önce fenalaştığı için hastaneye kaldırıldı. Kurtarılamayarak bebeği ile birlikte vefat etti. Kocası Mehmet Ali Kaya, eşinin evlendiğinde 15 yaşında olduğunu bilmediğini, eşinin ailesinin de kendisine söylemediğini bildiriyor.
 
Köyde yaşayan insanlar o köyün çocukları ile yetişkinlerini birbirinden ayıramıyor demek ki. Bu durumda bu çocuklar her tür istismara karşı korumasız değil mi? Bu köydeki diğer insanlar, muhtar da mı bilmiyor? Köyün imamı da mı bilmiyor? İmamlar nikah kıymadan önce tarafların evlenme ehliyetine sahip olup olmadığına bakmazlar mı? Bakmazlar ise bu tuhaf değil mi? Büyük bir istismara kapıyı açan bu büyük ihmal ile mücadeleden sorumlu olanlar da bu sonuçtan sorumlu değil mi?

 

15 Eylül 2012

Küçük kıza tecavüz şüphelisi, tecavüz mağduru çıktı.

Sakarya'da küçük bir kıza tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan bir kişi 7 yıldır tecavüze uğradığını söyledi.




Sakarya’nın Ferizli İlçesi’nde evlerinin önünde oynayan 8 yaşındaki kız çocuğunu zorla cami bahçesine götürüp tecavüz ettiği iddiasıyla gözaltına alınan 19 yaşındaki bir genç, poliste verdiği ifadede kendisinin de tecavüz mağduru olduğunu ve 7 yıldır tecavüze uğradığını söylemiş. Polis bu ifadeyle ilgili ayrıca soruşturma başlatmış. 19 yaşındaki genç ise tutuklanmış.


 
Bir çocuk 12 yaşından itibaren cinsel istismara maruz kalıyor ve sonra o da bir başka çocuğu istismar ediyor. Bu davranış cinsel istismar konusunda çok bilindik bir davranıştır. Mağdur olan çocuk, kendini sağaltabilmek için uygun desteği bulamayınca aynı yolu deniyor. Bu gencin “şimdiye kadar neden yoktunuz” sorusuna ne cevap vereceğiz? Bir büyük ihmal ve iki mağdur çocuk, bu eylemin sorumlusu kim?

14 Eylül 2012

Kardeşinin tüfekle vurduğu çocuk öldü.

Aksaray'da babasının tüfeğiyle oynayan çocuğun yanlışlıkla tetiğe dokunarak vurduğu kardeşi kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.




Babası Arif Ö.'nün koyunları otlatmaya çıkmak için doldurup hazırladığı tüfeğiyle oynayan O.Ö. (14), yanlışlıkla tetiğe dokununca kız kardeşi Hafize Gül Ö. (9) vurulmuş. Tüfekten çıkan saçmalarla sağ bacağından yaralanan kız çocuğu olay yerine çağırılan 112 Acil Yardım ekiplerince Aksaray Devlet Hastanesi'ne kaldırıldıysa da yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamamış. 
 
Her yıl kaç çocuk, babasının veya bir akrabasının silahı ile oynarken ya da düğünde veya sokakta havaya açılan ateş sonucu vuruluyor ve yaralanıyor ya da ölüyor?
 
Bireysel silahsızlanma konusundaki talepleri acilen yerine getirmek gerekmiyor mu?

13 Eylül 2012

Diyarbakır'da iki yılda 1286 çocuk anne!..

Bölge illerine hizmet veren Diyarbakır Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde 2010’dan bu yana 18 yaş altı 1286 çocuk doğum yaptı.




Erken yaşta evliliklerin sık yaşandığı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde kız çocukları, 18 yaşına girmeden anne oluyor. Bölge illerine hizmet veren Diyarbakır Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde 2010 yılında 573, 2011 yılında 520, bu yılın ilk 8 ayında ise 193 olmak üzere 18 yaş altındaki toplam 1286 çocuk anne olmuş. Yılda yaklaşık 20 bin doğumun gerçekleştiği hastanede 13 yaşında 20 çocuk doğum yapmış. 
 
Diyarbakır Kadın ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi’nde görevli Operatör Dr. Yunus Çavuş, yasalara göre 16 yaşına kadar bütün gebelikleri polise bildirdiklerini, polisin ailenin ifadesini alarak gerekli işlemleri yaptığını sözlerine eklemiş.
 
Sadece Diyarbakır’da 2012 yılının ilk 8 ayında 193 çocuk anne olmuş. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin 19.01.2012 tarihinde “çocuk gelinlere müsaade etmeyiz”; 26.01.2012 tarihinde ise “çocuk yaştaki birisinin çocuk sahibi olması kabul edilemez, ne yapabiliriz konusunda çalışıyoruz” demişti.
 
Çocukların cinsel istismarını önlemek Bakanın, verdiği sözlerin yerine getirilmesini izlemek de basının ve sivil toplumun görevi değil mi? Sadece Diyarbakır’da anne olan 193 çocuk bu sözlerden sonra doğum yaptığına göre, kim görevini ihmal ediyor acaba?

12 Eylül 2012

"Danıştay Kararından En Az 1700 Yoksul Aile Etkilenecek"

Sarmaşık Derneği Genel Sekreteri Camcı derneğin Gıda Bankası projesi için belediyeden aldığı yardımı geri ödemek zorunda bırakılmasını hukuk skandalı diye niteledi. Derneğin kurucularından İpekyüz ise sivil toplum örgütlerinin önünün kesilmesini eleştirdi.




Diyarbakır Belediyesi, Sarmaşık Derneği'ne yoksul ailelere yaptığı yardım faaliyetlerini desteklemek üzere 877 bin 675 liralık yardımda bulunmuş. İçişleri Bakanlığı usulsüz kullanım gerekçesi ile bu yardımın Dernek tarafından Belediye’ye iade edilmesine karar vermiş; bu kararın iptali talebi ile Danıştay'a yapılan itiraz ise reddedilmiş.
 
Dernek Genel Sekreteri bu kararı, Derneğin faaliyetlerini ve dolayısıyla ondan yardım alan 1700 aileyi olumsuz yönde etkileyeceği ve genel olarak sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini engelleyeceği gerekçesi ile eleştiriyor.
 
Bir dava sonucunda gündemimize giren bu olay, Türkiye’deki pek çokları gibi birden çok alanın problemlerini kapsayan bir örnek olay değil mi? Yoksul aileler neden bir dernekten yardım alıyorlar? Yardım, nasıl bir sivil toplum faaliyetidir? Bu türden faaliyette bulunan sivil toplum kuruluşları kaynaklarını nereden bulmalı? Merkezi ve yerel yönetimlerin bu tür faaliyetleri yürütme veya yürütenleri destekleme sorumluluğunun kapsamı nedir, nasıl olmalıdır?

11 Eylül 2012

Okul servisine abartılı zam!

Dün, ilkokul birinci sınıf öğrencilerinin okula başlaması ile birlikte, binlerce okul servisi de yollara çıktı. 2012-2013 eğitim öğretim yılı için servisçiler yüzde 9 zam talebinde bulunurken, geçen hafta içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Kadir Topbaş, zam kararının bu hafta içinde açıklanacağını duyurmuştu. Buna rağmen bazı özel okullar, şimdiden ‘zamlı tarife’ uygulamaya başladı.




İstanbul'daki özel okulların bir bölümü, velilere ‘bir hafta sonra makbuzlar size gönderilecek’ açıklamasını yaparken, bazılarında ise yüzde 20’den yüzde 50’lere kadar zamlı ücretler alınıyormuş.
 
İlköğretim parasız değil mi? Parasız ilköğretim her çocuğun Çocuk Haklarına Dair Sözleşme (md. 28) ve Anayasa’dan (md. 42) kaynaklanan hakkı değil mi? Bu hak eğitim ile ilgili her türlü gideri kapsamıyor mu? Devlet hem okulları şehir dışına taşıma kararı alıp, hem de bunun giderini vatandaşına yükleyebilir mi?

10 Eylül 2012

Önce kürtaj, sonra koruma...

Cinsel istismarına uğradığı halde korunma altına alınmayan 14 yaşındaki Z.K. için Bakan Fatma Şahin'e seslenen ama sesi duyulmayan emekli hakim, "Kürtaj için geç kalınmasın" dedi.




Edirne’de 14 yaşındaki işitme engelli bir kız çocuğu 24-76 yaşlarında 5 kişinin cinsel istismarına uğramış. Şüpheliler 4 Nisan’da serbest bırakılmış. Çocuk koruma altına alınmamış.
 
Bu olaydan haberdar olan ve Edirne’de yaşayan emekli bir hakim, durumu e-posta yolu ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bildirmiş ancak bu bildirim üzerine de bir işlem yapılmamış. Kız çocuğu bir hafta önce kusma belirtileriyle Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne kaldırılmış ve 14 haftalık hamile olduğu, yani bu dönem içerisinde cinsel istismarın devam ettiği anlaşılmış. Olayın duyulması üzerine kız çocuğuna cinsel istismarda bulundukları iddia edilen 9 kişi gözaltına alınmış.
 
Bu olaydan haberdar olan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı'na bildiren hakimin sözlerine kulak veren var mı? Hakim diyor ki, burada hizmet kusuru var; olayın mağduru olan kız çocuğu Devlet aleyhine tazminat davası açabilir. Açar mı acaba? Açsa, bu alanda önemli bir gelişmeye öncülük etmiş olmaz mı? Bu tür olaylara bu bakış açısı ile bakan avukatlar var mı?

 
 

9 Eylül 2012

4 aylık hamile eşinin karnına oturdu!

Konya'da 4 aylık hamile eşini 3 yaşındaki üvey kızının gözleri önünde darp eden kişi komşuların ihbarıyla yakalanıp tutuklandı.




Konya Karatay İlçesi Çatalhöyük Mahallesi'nde oturan 4 aylık hamile bir kadın, 4 gün önce eşi tarafından darp edilmiş. Vatandaşların ihbarı üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri, vücudunda morluklar oluşan kadını Konya Meram Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne kaldırmış. 

Gözaltına alınan B.A., emniyetteki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanmış.
 
Hastanede 3 gün süren tedavisinin ardından taburcu olan ve ağabeyinin yanına sığınan kadın olayı şöyle anlatmış: “Yaklaşık 1,5 yıl önce imam nikahı ile birlikte yaşamaya başladığım B.A. ile 5 ay önce de resmi nikah kıydırmıştık. Sürekli beni darp ediyordu. Olay günü de beni ilk evliliğimden olan 3 yaşındaki kızım E'nin gözleri önünde darp etti. Evden çıkmama izin vermiyordu, 4 aylık hamile olduğumu bildiği halde karnımın üzerine oturarak beni darp etmeye devam etti. Güçlükle evin dışına çakmayı başardım. Komşularımın ihbarıyla ölümden kurtuldum.” 
Kızının geceleri sürekli ağlayarak uyandığını anlatan kadın, koruma altına alınmalarını istedi.
 
Konya’nın Karatay İlçesi'nde bir kadının olay bu hale gelmeden önce başvurabileceği bir yer var mı? Bu yer ona kocası veya ağabeyinin desteği olmadan yaşama desteği sunabiliyor mu? Annesinin şiddetine maruz kalan 3 yaşındaki çocuk ve henüz doğmamış bebeğin maruz kaldığı travmayla baş etmelerini sağlayacak bir tedavi hizmeti var mı? Bu aile ve benzer durumdaki insanlar bu hizmetlerden yararlanabiliyor mu?

8 Eylül 2012

Çocuk istismarı Türkiye'de konuşulacak!

Uluslararası Çocuk İstismarı ve İhmalini Önleme Derneği (ISPCAN)'nin iki yılda bir dünyanın çeşitli ülkelerinde düzenlediği ISPCAN Uluslararası Çocuk İstismarı ve İhmali Kongresi'nin 19.su bu yıl Türkiye'de gerçekleştiriliyor.




ISPCAN'in Türkiye'deki Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği ile ortaklaşa düzenlediği, 9-12 Eylül tarihleri arasında Harbiye Kültür Merkezi'nde gerçekleşecek olan kongreye 67 ülkeden yaklaşık 800 uzman katılacak. Bu yılki teması "Her çocuk önemlidir. Çocukların korunması için yerel, ulusal ve uluslararası işbirlikleri kurulmalıdır." olan kongre ile hem Türkiye'deki uzmanların, hem de toplumun konu hakkında bilgilenmesi, çocukların korunmasına yönelik çalışmaların ivme kazanması hedefleniyor.   
 
Her yıl dünya çapında katılım ile bir başka ülkede gerçekleşen bu toplantı ilk kez Türkiye’de yapılıyor. Bu toplantılar sistemlerin gelişimi, değişimi için önemli fırsatlar sunduğu için Türkiye’de çocuğun korunmasından sorumlu kurumların toplantıya gösterdiği ilgi önemli bir gösterge olabilir değil mi? Öyleyse acaba kongreye çocuğun korunmasından sorumlu kurumların katılımı nedir?

7 Eylül 2012

İzmir açıklarında batan teknede ölü sayısı 61 oldu...

İzmir’in Menderes İlçesi açıklarında batan ve 100’den fazla mülteciyi taşıyan teknede ölenlerin sayısı 61’e ulaştı. Hayatını kaybedenlerin 18’inin kadın, 31’inin çocuk olduğu bildirildi.




Saat sabah 5:30 civarında Baradan Koyu'ndan denize açılan ve 100'den fazla mülteciyi taşıyan tekne, 100 metreye yakın yol aldıktan sonra İzmir'in Menderes İlçesi açıklarında kayalıklara çarparak batmış. 18'i kadın, 31'i çocuk 61 kişi ölmüş. 50'ye yakın kişi ise yüzerek kıyıya ulaşmayı başarmış. Mülteciler Filistin, Suriye ve Irak kökenliymiş.

31'i çocuk 61 kişinin ölümünün sorumluları kimlerdir? İnsanların ölüm riskini göze alarak yolculuk etmek zorunda kalmalarının sebepleri üzerinde düşünmemiz gerekmiyor mu?
 

6 Eylül 2012

Kırtasiyede özel okul farkı

Velilerin 'çocuğumu özel okula mı göndersem devlet okuluna mı' tartışması artık kırtasiyede başlıyor. Özel okulların istediği malzemeler fiyatı katlıyor.




Okulların açılmasına sayılı günler kala, kırtasiye sektörü yıllık cirosunun %70'ini yaptığı en hareketli sezona girdi. Bu yıl uygulanacak 4+4+4 sistemi ile 66 çocuklar da kırtasiyeleri doldururken, fiyatlardaki "özel okul - Devlet okulu" farkı dikkat çekiyor. Veliler bu fiyat farkını sadece okul ücretlerinde değil, kırtasiye alışverişlerinde bile yaşıyor. Çünkü okulların ihtiyaç listeleri özel ya da Devlet olma durumuna göre değişiyor. Bazı kırtasiyelerde kitap, defter kaplama hizmeti bile verildiği bildiriliyor.
 
Bir de bu kırtasiyelerin kapısından bile giremeyen çocuklar olduğu düşünülürse, bu fark fırsat eşitliği (ÇHS md. 28) ilkesini zedelemiyor mu? Kitap ve defterin kaplanmasını bile para karşılığında yaptırmak ilköğretimin amaç ve hedefleri ile uyumlu mu? Çocuk eğitimi konusunda fikrimizi, tercihimizi neye göre belirliyoruz?

5 Eylül 2012

'Çaldıkları armutları vermediler, hapis yatsınlar’

13 kasa armut çalan 18 yaşından küçük 4 çocuk hakkında açılan davada, 6-8 ay arasında hapis cezasına hükmedildi. Çocuklar cezaevine gitmekten kurtuldu ancak müşteki avukatı karar itiraz etti.




Bayrampaşa sebze halinde bir işyerinin önünde park halinde bulunan kamyonetten armut kasalarını çalan 16, 17, 14 ve 13 yaşlarındaki 4 çocuk özel güvenlik görevlileri ve polisler tarafından yakalanmış ve haklarında hırsızlık suçlaması ile dava açılmış. 
Çocuk mahkemesi bir yıldan üç yıla kadar hapis istemiyle yargılanan çocuklara, yaşlarının küçük olması, sabıkalarının olmaması ve duruşmadaki hallerini de göz önünde bulundurarak 6 ile 8 ay arasında değişen hapis cezaları vermiş. Verilen bu cezalar daha sonra ‘hükmün açıklanmasının geriye bırakılmasıyla 5 yıl süreyle ertelenmiş ve çocuklar cezaevine girmekten kurtulmuş. Ancak mağdur vekilinin itirazı üzerine dosyayı inceleyen Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi zararın giderilmemiş olması sebebiyle kararı bozmuş.
 
Armut kasalarını çalmakla suçlanan 4 çocuk için elimizde hapis cezası vermek veya hükmün açıklanmasını geri bırakmak dışında bir seçeneğimiz var mı? Kanunen var da, uygulanabilir bir seçenek var mı? Örneğin bu çocuklara uygun psiko-sosyal programa sahip bir tedbir kurumu var mı? Eğer yoksa ve biz hala ve sadece hapise mi koysak, sokağa mı bıraksak seçeneklerini tartışıyorsak, burada bir tuhaflık yok mu?

4 Eylül 2012

Çocuk başını kapatırsa "Niye yaptın" demeyiz.

Bakan Dinçer: "Kuran-ı Kerim Dersi'ni seçmeyenleri itham edecek bir ortam yaratılmasına izin vermeyiz." Bakan soruları yanıtladı...




Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer, CNN Türk’te yayınlanan Eğrisi Doğrusu programında eğitim sisteminde yapılan değişiklikler ile ilgili olarak, okula başlama yaşının 66 aya çekilmesi, Kuran-ı Kerim dersinin ilköğretimden başlatılması gibi konulardaki soruları yanıtladı. Bu açıklamalar kapsamında Kuran-ı Kerim dersinin çocukların anlayabileceği şekilde olması için İngilizce gibi sekiz basamaklı olacağını ve bu dersi seçmeyenlerin itham edilecek bir ortam yaratılmasına izin vermeyeceklerini söyledi.
 Aynı zamanda da seçenlerin de abdest alma veya başörtmeye zorlanmayabileceğini ancak yapmak isterlerse de engel olunmayacağını açıkladı.
 
Pekiyi bu açıklamalar iç rahatlatmaya yetiyor mu? Bu dersi seçmeyenlerin itham edilmelerine “izin vermemek” ne demek? Bunu yapacak kişiler izin istemeyeceklerine göre, bu dikkat acaba yapmaya kalkanlara müdahale edileceği ve mesela cezalandırılacakları anlamına mı geliyor? Eğer öyleyse Devletin din ve vicdan özgürlüğü konusundaki yükümlülüğü daha fazlasını içermiyor mu?
 
İzin vermemek değil, eğitim ortamında bu tür davranışların nasıl ve hangi koşullarda ortaya çıkabileceğini öngörmek ve bunun ortaya çıkmasını önleyecek tedbirleri almak değil mi, yükümlülük? Öyleyse örneğin örtünmeye yüklenen anlam gözönüne alındığında, örtünmeyi seçen çocuğa bir şey denmeyecek olmasının yaratacağı risk nasıl önlenecek?

3 Eylül 2012

Çocuk tacizcisine 12.5 yıl hapis...

Zonguldak’ın Gökçebey İlçesi’nde,amcasının kızı 7 yaşındaki N.K.’ya zorla ilişkide bulunmaya kalkışmak suçundan yargılanan 25 yaşındaki Şafak K., 12.5 yıl hapis cezasına çarptırıldı.




Bu haberde neden mağdurun kimliğinin belirlenmesini sağlayacak detaya yer veriliyor? Sanığın adı, yaşadığı ilçe ve sanık ile mağdur arasındaki akrabalık ilişkisi bildirilince, tanınmasına yarayacak yeterli bilgi verilmiş oluyor. Bu da hem mağdur çocuğun özel hayatının gizliliğinin ihlaline, hem de ikincil mağduriyetine neden oluyor.
 
Başına böyle bir olay gelen bir çocuğu örselemeye devam edecek nitelikte yayın yapılmasını hala engelleyemiyor olmak, sadece basit bir ihmal midir?
 
Basın Kanunu'nun 21. maddesindeki yasağın ihlalini denetleyecek bir makam yok mudur? Basın kuruluşları bu konuyu denetime bırakmadan çözemez mi? 

2 Eylül 2012

Linç edilmek istenen çocuk masum çıktı.
 
Konya'da bir inşaatın bodrum katında demir çaldığı iddiasıyla çevredekiler tarafından dövülüp polise teslim edilen çocuğun suçsuz olduğu ortaya çıktı.




Konya'nın Selçuklu İlçesi'nde bir inşaatın bodrum katına giren İ.S.'yi fark eden mahalle sakinleri, çocuğun demirleri çalacağı şüphesi ile peşinden gitmiş. Kaçmaya çalışırken mahalle sakinleri tarafından yakalanıp dövülen İ.S., hırsızlık iddiasıyla polise teslim edilmiş.
 
Acaba bu çocuğu yakalayarak polise teslim eden kişiler tespit edilmiş midir? Bu kişiler hakkında yaralama suçlaması ile soruşturma başlatılmış mıdır?
 
Yapılmamış ise, bu konu İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından incelenecek mi? Basın acaba işin bu yönünü takip edecek mi?

1 Eylül 2012

Her koşulda kürtaj olmak istiyor!

Öldürdüğü tecavüzcüsünden 5 aylık hamile olan N.Y.'ye kürtaj yapılmalı mı?




Isparta Yalvaç'ta kendisine silah zoruyla tecavüz edip hamile bırakan akrabasını tüfekle öldürdükten sonra başını kesip köy meydanına atan 2 çocuk annesi kadın, bu bebeği doğurmak istemediğini söylüyor. Cinayetin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanan N.Y., 5 aylık olan bebeğinin kürtajla alınmasını talep etmiş. N.Y. hamilelikten şüphelenip hastaneye gittiğinde karnındaki bebeğin 3.5 aylık olduğunu öğrendiğini ve kürtaj yapılamayacağının kendisine söylendiğini vurgulamış.
 
Kanun suç unsuru olan hamileliklerde 20 haftaya kadar kürtaj olma olanağı tanıyor. Bu olay kürtaj konusundaki tartışmalar ile ilgili gerçek bir sınav. Kürtaja karşıysanız ve bunu ceninin yaşam hakkı ile izah ederseniz, annesi tarafından istenmeyen bu bebek için yaşam hakkını nasıl tarif edersiniz?
 
Bu bebek doğacak olursa, tecavüz sonucu olmuş olmak onun hayatını nasıl etkileyecek? Onun yaşamasını bu kadar çok önemsiyor isek, onun için hayatı kolaylaştırabilecek miyiz? Örneğin, bu ahlak anlayışı ile mücadele edecek miyiz?
 
Evlilik dışı doğmuş olmak, anne babası yanında büyümemiş olmak vb. sebeplerle zarara uğramasını engelleyecek bir toplumsal bakış açısının geliştirilmesini sağlayabilecek miyiz? Ona gelişimi konusunda destek olabilecek miyiz? Bir ailede doğan yaşıtları ile arasından büyük bir uçurum olmasını engelleyecek psiko-sosyal destek ve eğitim olanağı sunabilecek miyiz? Değişebilecek miyiz?

31 Ağustos 2012

O teröriste 360 yıl istemi!

İddianame kabul edildi, dava başlayacak.




Dicle İlçesi'nin Görese Dağı'ndaki operasyon sonrasında yakalanan terör örgütü üyesi olduğu iddia edilen 17 yaşındaki bir çocuk hakkında; 1 askerin şehit edilmesi ve aralarında güvenlik görevlilerinin de bulunduğu 36 kişinin mağdur edilmesi suçlarından 360 yıla kadar hapis istemiyle dava açılmasını talep eden Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'nın iddianamesi Diyarbakır Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi'nce kabul edilmiş.

Çocukların kendilerine özgü mahkemelerde yargılanması yetmez, kendilerine özgü usullerde yargılanmaları gerekir diye BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi, çocukların eylemlerinin suç olarak değerlendirilmesi ve müeyyidelendirilmesinde alternatiflere öncelik verilmesini öngörmüyor mu? Bir çocuğun ömür boyu hapsi yasaklanmıyor mu?
 
Adalet Bakanı tarafından bir soru önergesine verilen yanıtta 9 yılda 9931 çocuğun terör suçlarından yargılandığı bildirilmiş. Çocukların suçla ilişkilendirilmelerini önleme için tek yolumuz yargılama ve hapis cezası vermek ise, onlara karşı yükümlülüklerimizi yerine getirdiğimizi söyleyebilir miyiz?
 
Çocukların silah altına alınmaması ve silahlı eylemlerde kullanılmaması yükümlülüğünün ihlalini engelleyebilmek için, bu yükümlülüğü ihlal eden örgüte de soru sorulması ve talepte bulunulması gerekmiyor mu? Bu kadar ciddi bir riskin "yoktur, yapmazlar veya çocukların da bir diyecekleri var" diyerek geçiştirilmesi veya açıklanması mümkün mü?
 
Haber yazılırken ne 18 yaşından küçüklerin kimliklerinin açıklanmasını yasaklayan Basın Kanunu'nun 21. maddesi, ne aksi mahkemece verilecek karar ile kesinleşinceye kadar kimsenin suçlu sayılamayacağını öngören Anayasa'nın 15. maddesi, ne İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi, ne de BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşme gözetilmiş. Basın mensupları bu kurallardan muaf mı?
 
Özetle, çocuklar kimin umurundaysa öne çıkması gerekmiyor mu?

30 Ağustos 2012

Utanç davasında tutuklu kalmadı!

Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nde, yaklaşık 15 saat süren duruşmanın ardından mahkeme heyeti, tutuklu sanıkların tahliyesine karar verdi.




Sakarya'da 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulundukları iddiasıyla tutuklu yargılanan 20 sanık tahliye edildi. Duruşmayı erteleyen mahkeme heyeti, sanıklara yurt dışı yasağı koydu.
 
Sanıklar arasında kamu görevlileri de var, çocuklar da... Hepsi aynı sebeple yargılanıyor. Bu tuhaf değil mi? Bu sanıklar aynı biçimde suçlanabilirler mi, aynı gerekçelerle savunulabilirler mi?
 
Bir çocuğun cinsel istismarından bahsediliyor, bütün sanıklar tahliye ediliyor ve bu durumun yarattığı şaşkınlık haber konusu oluyor. Doğru düzgün gerekçelendirilmemiş, alternatif hiçbir müdahaleyi içermeyen tutuklamalar ve tutuksuz yargılama kararları ve bunların haber yapılış biçimlerinin çocuğun cinsel istismarına etkisi üzerine düşünen, bunu araştıran kimse var mı?  


 

29 Ağustos 2012

"13 Yaşında Hamile Kaldım Beni Kurtarın"

Adana'da kendisinden 21 yaş büyük biriyle evlendirilen 13 yaşındaki hamile kız çocuğunu jandarma kurtardı.




Adana'nın Ceyhan İlçesi'nde 13 yaşındaki bir kız çocuğu 1 Nisan 2012 tarihinde ailesi tarafından başlık parası alınarak kendisinden 21 yaş büyük bir kişi ile dini nikah kıyılarak evlendirilmiş. Aradan 4 ay geçtikten sonra, 156 Jandarma İmdat'ı arayarak "Ben 13 yaşında evlendim, hamile kaldım ama eşimle birlikte yaşamak istemiyorum, beni kurtarın."  demiş. Bunun üzerine harekete geçen jandarma ekipleri kızı bulunduğu evden alarak kadın sığınmaevine yerleştirmiş. Kız çocuğu ile evlenen kişi ise adliyeye sevk edilmiş ve tutuklanmış.
 
Eğer çocukların küçük yaşta evlendirilmelerine izin vermeyecek isek, bu kız çocuğunun arayabileceği jandarma dışında bu alanda uzmanlaşmış bir birimin olması gerekmez mi? Bu kız çocuğunun yeri kadın sığınmaevi midir? Çocuklar için onlara özgü kurumlar oluşturma yükümlülüğümüze ne oldu?
 
Haberi yazan gazeteciye göre, çocuğun jandarmadaki ifadesi psikiyatrist eşliğinde alınmış. Sormak gerekir; Adana Ceyhan'da, jandarma karakolunda hangi psikiyatrist ifadenin alımında hazır bulunmuş? Gazetecilerin bu sistemi ve sistemdeki meslek elemanlarını ve uzmanlıklarını tanıması gerekmez mi?

28 Ağustos 2012

Polise atmak istemişti ama...

Bombacı çocuk, taburcu olur olmaz nöbetçi mahkemeye sevk edilerek tutuklandı.




Adana'da bir korsan gösteride polise atmak istediği bombanın elinde patladığı iddia edilen 15 yaşındaki bir çocuk tedavisinin ardından çıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanmış. Patlamanın etkisi ile parmaklarını kaybeden çocuğun tedavisi yapıldıktan sonra tutuklanmak üzere sevk edildiği mahkemede verdiği ifadede suçlamaları kabul etmediği ve yaya olarak halasına giderken önüne düşen şişeyi merak edip aldığını, bu sırada patladığını iddia ettiği bildirilmiş.
 
Türkiye, BM Çocuk Haklarına Dair Sözleşmesi'ne taraf olarak çocuklar için onlara özgü bir adalet sistemi oluşturmayı taahhüt etmişti. Bu prensibi Çocuk Koruma Kanunu'nda da tekrar etti. Pekiyi şimdi bu yapılanın yetişkin adaletinden ne farkı var?
 
İddia doğruysa, bir terör örgütünün üyesi olan yetişkinler çocuklara molotofkokteyli veya bomba gibi yaralayıcı ve hatta öldürücü maddelere vererek onları gösterilerde kullanıyor. Onların çocuk olduklarını ve çocukların korunmasının bütün yetişkinlerin sorumluluğunda olduğu unutuluyor. Hatta bu artık basit bir göz ardı etme de değil; açıkça kullanılıyor, dolayısıyla da burada çocuklar istismar ediliyor.
 
Pekiyi, ya Devlet? Devletin "madem o çocuk yetişkinler tarafından bir kez kullanıldı veya madem benim kuralımı ihlal etti, ben de artık yetişkin gibi muamele ederim" diyebilir mi?
 

 

27 Ağustos 2012

Fındık bahçesinde çocuk olmak…

‘Mevsimlik işçi’ göçünün ‘ağır yükü’ çocuklar, bu yıl Ordu’da rahat bir nefes alıyor. Hayata Destek Derneği ve Ordu Valiliği, ‘Çocuk Eli Değmeden’ isimli projeyle çocukların kaldığı çadır kenti, yaz kampına çevirdi.
 
 
 
 
Doğu ve Güneydoğu illerinden Ordu’ya fındık toplamak amacıyla giden yaklaşık 4 bin geçici tarım işçisi ve çocukları, bölgede hasat sezonunun devam etmesi nedeniyle Ramazan Bayramı’nı çadırlarda geçirdi. Bu haberi henüz bir hafta önce gazetelerde okuduk ve geçtik...
 
Ama onlar Ağustos başında geldikleri çadırlarda kalmaya devam ediyorlar ve ay sonuna kadar da orada kalacaklar. İşçilerle gelen çocukların çoğu, aileleriyle birlikte çalışıyor. Bu yıl 16 yaşından küçük çocukların çalıştırılması yasaklandı. Fakat çocuklar çalışmasa bile orada aileleriyle bulunmak zorunda.
 
Onların bu zaruretinin hayatlarını olumsuz etkilemesine son vermek adına, Hayata Destek Derneği, Ordu Valiliği ile birlikte mevsimlik fındık işçilerinin çocuklarını fındık bahçelerinden uzak tutmayı hedefleyen ‘Çocuk Eli Değmeden’ projesi kapsamında Ordu Uzunisa Çadır Kampı’nda çocuklara yönelik yaz kampı faaliyetlerini sürdürüyor. Yaz kampının yanı sıra bölgede çocuk işçiliğinin önlenmesi konusunda farkındalık yaratma çalışmaları da devam ediyor.
 
Desteklenmesi ve yaygınlaştırılması gereken bu örnek vesilesi ile sormak gerek; ya sonra? Bundan sonra gidecekleri yerde, evlerinde onları ne bekliyor? Gelecek yıl ne olacak? Nasıl sürdürecek ve yaygınlaştıracağız bu çabayı?

26 Ağustos 2012

Şeker toplayan çocuklara işkence yapan çocuklar serbest!

Bingöl'deki iki çocuğa işkence yaptığı iddiasıyla gözaltına alınan 3 çocuk yaşları küçük olduğu için tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.




Bingöl’ün Genç İlçesi'nde bayramın birinci günü mezarlığa şeker toplamaya giden B.Y. ve kuzeni A.Y.’nin mezarlıkta 3 kişi tarafından dövülüp vücutlarında sigara söndürülmesi ile ilgili soruşturmayı derinleştiren polis, olayı gerçekleştirdikleri iddia edilen 3 çocuğu yakalamış. Amca çocukları oldukları belirlenen 14, 13 ve 12 yaşlarındaki üç çocuk gözaltına alınmış. İfadeleri alınan ve nöbetçi mahkemeye çıkarılan çocuklar, yaşları küçük olduğu gerekçesiyle tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmış. Çocukların kesin yaş tespitlerinin yapılması için Adli Tıp Kurumu'na gönderileceği belirtilmiş. 
 
Çocuk koruma sistemimizin eksik iki yönünü birden ortaya koyan bir olay... Bayramda şeker toplamaya çıkmanın en acı örneklerinden birini bu toplum 2010 yılında yaşamadı mı? Şeker bayramında üç çocuk kaybolmuş ve bir buçuk yıl sonra cesetleri bulunmuştu. Hepimiz çok üzülmüştük. Sonra ne oldu? Bu adetin bu şekilde sürdürülmemesi için hangi tedbirler alındı? Alınması gerekmiyor muydu? Almaktan sorumlu kimse yok muydu?
 
Bir de bu olayda yaşıtı çocuklara işkenceye varan kötü muamelede bulunan çocuklar var. Onlar için ne yapabiliyoruz? Elimizdeki tek araç tutuklamak, gerekirse yaşlarını büyüterek tutuklamak ve hapis cezası vermek mi? Bunda bir tuhaflık yok mu? Bu çocuklara kanunun öngördüğü tedbirlerin uygulanabileceği kurumlarımız var mı? Aslında böyle bir haber yapılırken bu soruyu sormak basının görevi değil mi?

 

 

25 Ağustos 2012

Terör örgütüne çocuk satmadık.

Beytüşşebap’ın BDP’li Belediye Başkanı Temel, ilçedeki çocukların PKK’ya satıldığı iddialarına sert tepki gösterdi.




Şırnak'ın Beytüşşebap Belediye Başkanı BDP'li Yusuf Temel, dağa giden çocukların geri getirilmesi için Cin ailesi ile kavga ettikleri ve çocukların para karşılığı PKK'ya gönderildiği haberlerine tepki göstermiş. Başkan Temel, "Benim dağ tercihini yapan çocukları getirme çabam olamaz." demiş. Ramazan Bayramı öncesi Cin ve Temel aileleri fertleri arasında çıkan silahlı ve taşlı kavgada 10 kişi yaralanmış. Kavganın 3 çocuğun para karşılığı PKK'ya teslim edilmesi ve BDP'li Başkan Yusuf Temel'in oğlunu örgütten kurtarmak istemesi nedeniyle çıktığı iddiası ortaya atılmış.
 
Çocukların silahlı örgütlere ve çatışmalara katılmasını engellemek bu ülkedeki bütün yöneticilerin sorumluluğu değil mi? Türkiye "Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'ye Ek Çocukların Silahlı Çatışmalara Dahil Olmaları Konusundaki Seçmeli Protokol"e taraf ve bu Sözleşme'nin 4. maddesine göre sadece Devletin silahlı kuvvetleri değil, Devletin silahlı kuvvetleri dışında kalan tüm silahlı gruplar da çocukların katılımını engellemekten sorumludurlar.
 
Bu yükümlülüğe uyulmasını gerekli görmeyenlerin, çok açık biçimde bu tutumun çocuk hakları açısından yerini nasıl gördüklerini kamuoyuna açıklama sorumluluğu yok mu?